DELİORMANLI

Made in USA bir paket “Hayır” de başından defet

08:31, 2010-Jul-25 .. 0 Yorumlar .. Link
 Millet''HAYIR''Diyor.Scala Ajans tarafından 18 il merkezi ve bu illerin kırsal kesimlerinde 12 Eylül’deki Anayasa değişikliği referandumuna ilişkin yapılan ankette halkın çoğunluğu HAYIR diyor. Kırsal kesimde HAYIR oyları yüzde 85’e ulaşırken, il merkezinde bu oran şimdilik yüzde 50.4’te kalıyor

Scala Ajans tarafından 18 ilde yapılan geniş katılımlı Anayasa referandumu anketi ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşan vatandaşların yüzde 85’i referandumda HAYIR oyu kullanacağını belirtirken, şehir merkezlerinde durum biraz daha farklılık gösteriyor.

Kararsızlar dağıtıldığında HAYIR yüzde 68

Scala Ajans’ın 18 il merkezinde 10 bin 96 kişi üzerinde yaptığı ankete göre, halkın yüzde 50.4’ü 12 Eylül’de yapılacak referandumda HAYIR oyu kullanacak. İl merkezlerinde EVET oyu yüzde 35.81’de kalırken, vatandaşların yüzde 13.73’ü KARARSIZ olduğunu belirtti. Kararsızlar dağıtıldığında HAYIR oyları yüzde 58’e çıkarken, EVET diyenler yüzde 42 nispetinde kalıyor.

HAYIR’cıların yoğun olduğu iller

Kararsızlar dikkate alınmadan yapılan değerlendirmede HAYIR oyları bazı illerde EVET oylarına ciddi fark atıyor. Adana’da halkın yüzde 61.35’i, Balıkesir’de yüzde 59.68’i, Hatay’da 81.67’si, Mersin’de 63.38’i, Samsun’da 60.26’si, Kilis’te 54.99’u referandumda HAYIR oyu verecek. EVET oyu vereceklerin önde olduğu iller ise şöyle: Bursa, Kayseri, Trabzon ve Aksaray.
Ankete göre Bolu’da halkın yüzde 53.75’i, Adana’da yüzde 29.43’ü, Denizli’de yüzde 30.51’i, Konya’da yüzde 22.75’i, Trabzon’da yüzde 20.53’ü, Osmaniye’de yüzde 20’si kararsız durumda. Kararsızların yüzde 10’dan az olduğu iller ise şöyle: Ankara (Yüzde 6.54), Mersin (Yüzde 5.81), Samsun (Yüzde 1.43), Aksaray (Yüzde 5.07)... Anketin yansıttığı bir başka dikkat çekici sonuç OY KULLANMAYACAĞIM diyenlerin oranının yüzde 1’in altında kalması...

 
Sayın Başbakanın son grup konuşmasından rahatlıkla anlaşıldığı gibi, referandum kampanyasını “12 Eylül 1980 darbecileri yargılanacak” tezi üzerine bina etmişler.
Son grup konuşmasında 12 Eylül darbesinin akabinde yaşanan idamlardan, işkencelerden örnekler vererek, o acıları tekrar gündeme getirerek o acıları yaşatanlardan hesap sorulması için referandumda “evet” denilmesi gerektiğini ifade etti.
Hakbuki kısa süre önce sayın Adalet Bakanı TRT–1 televizyonunda katıldığı bir programda, gazetecilerin ısrarlı sorularına kesin cevap veremedi.
12 Eylül referandumunda “evet” çıkarsa 12 Eylül darbecileri yargılanacak mı şeklindeki ısrarlı sorulara sayın Bakanın cevabı aynen şöyle oldu:
“Şu anda yargılanacak ya da yargılanamayacak demek mümkün değil. Yargıda 2+2= 4 değildir.”
Yargı, yargılama ve adalet konularında en yetkili ağız kim?
Elbette ki Adalet Bakanı.
Adalet Bakanı işte böyle diyor, darbecilerin yargılanıp yargılanmayacağı kesin değil diyor.
Peki bu kuru gürültüler neyin nesi?
Ekranlarda mektup okumalar, ağlama görüntüleri.
Herhalde sayın başbakan, sekiz senedir oturduğu Başbakanlık koltuğunda darbe mağdurlarını il kez hatırladı, o da yine kitleleri yönlendirmede ihtiyaç duyduğu için.
27 Nisan’da bir e–muhtıra yayınlayarak AKP’ye 15 puan kazandıran paşayı hatırlatsak sayın Başbakanın heyecandan gözleri yaşarır mı acaba?
Ya da, 28 Şubat sürecinin en haşin komutanlarından Çevik Bir’le beraber aynı podyumda ödül aldıklarını hatırlatan olsa; “ah o eski günler” deyip gözleri dolar mı?
Bir kez daha anlıyoruz ki; “iktidar için gerekirse papaz cübbesi bile giyerim” diyen sayın Erdoğan’ın oy uğruna istismar edemeyeceği hiçbir şey kalmamıştır. 
Madem ki Made in USA bir pakettir, bir ABD yönlendirmesi ve dayatmasıdır acilen ve kesinlikle reddedilmelidir.
Madem ki Made in ABD bir iktidarın teklifidir, doğal müttefiklerinin, stratejik ortaklarının karşılıksız katkıları ile hazırlanmış ve Türk halkına sunulmaktadır, hiç düşünmeden “hayır” mührü basılmalıdır.
Madem ki, sayın başbakanın zaman zaman “nerden nereye” diyerek anlattığı, “sessiz devrim” sözleri ile ima ettiği çepeçevre bir kuşatılmışlığı yaşıyoruz, iktidarın eliyle Anadolu halkının tüm zenginlikleri elinden alınmıştır ve alınmaktadır o halde bu soyguna bir dur demek için kesinlikle “hayır” mührü  basılmalıdır.
Madem ki, 12 Eylül referandumu bir bakıma iktidarın sekiz yıllık icraatlarının da oylanması ve onaylanması anlamına gelmektedir, geride kalan sekiz yıl, gün gün, hafta hafta hatırlanmalı, masaya yatırılıp kocaman bir “hayır “ çekilmelidir.
Sekiz yıl boyunca çıkarılan bütün yasalardan, yapılan tüm düzenlemelerden hiç birinin bu ülkenin menfaatine, bu coğrafyada yaşayan insanların çıkarına olmadığı düşünülerek, araştırıp incelenerek bu teklife okkalı bir “hayır” mührü basılmalıdır.
Sekiz yıldır tek başına iktidar olan AKP’nin, Müslüman Türk milletinin her masum isteğine, her makul talebine “hayır” dediği dikkate alınarak, söz konusu Anayasa değişikliklerine “hayır” denilmelidir.
Seçim barajının aşağıya çekilmesi önerilerine “hayır” diyen,
Şeker pancarında, fındıkta, çayda, tütünde devam eden kotların kaldırılması önerilerine “hayır” diyen,
Yabancılara vatan toprakları satılmasın tekliflerine “hayır” diyen,
Ecnebi şirketlere özel yasalar çıkarılmasın ikazlarına “hayır” diyen,
Ve daha nice makul tekliflere sürekli “hayır” diyen AKP iktidarının Anayasa değişiklik teklifine, yani 12 Eylül referandumuna elbette ve kesinlikle: Hayır…

A.Karaca-DELİORMANLI


‘Yarın Artık Bugündür!..’

12:55, 2010-Jul-20 .. 0 Yorumlar .. Link


Pazar günü beni Soner aradı. Van’daydı. Hakkari’ye hareket edecekti. Helalleşmek istemişti!

Soner, bir alış veriş merkezinde temizlik görevlisiydi. Bir yıl önceydi…Remzi kitabevindeki imza günümde bir köşede, utangaç beklerken gözüme takılmıştı. Sırası geldiğinde özel bir şey konuşmak istediğini söyledi. Konuştuk. İlla Tokat Turhal’da bir konuşma yapmalıydım. Bunu organize edecekti..

Bu sözleşmeden 2 ay sonra Turhal’a gittim. Bayram günü gibi giyinmiş, kırmızı kravatını takmıştı. Tüm gün koşturdu durdu. Bir düğün salonunda Turhallılarla beni buluşturdu. Konuşmam sırasında sol tarafımda oturan 2 küçük kız çocuğu ve bedenen onlardan biraz hallice bir hanım dikkatimi çekmişti. Pür dikkat dinlemişlerdi.. Annesi ve kardeşleriydiler. İstanbul’dan benimle gelen Ufuk arkadaşım evlerini ziyaret etmişti. . Yoksuldular hayat şartları üzerlerine çökmüştü. 2 küçük kızkardeşi sınıf birincisiydiler. Soner bütün gücüyle onları okutmaya çalışıyordu.. İş bulmaya İstanbul’a gelmişti. 500 küsur lira alıyor, yarısını Turhal’a yolluyordu.. Sigortası yoktu. Taşeron bir şirket, o ve arkadaşlarını dilediği gibi kiralıyordu, istediği zaman işten atıyordu..

Soner, ayda bir-iki kere mutlaka arardı. Baharın ilk günlerinde aradı. Askere gidiyorum abla’ dedi.. Vedalaştık. 3 ay oldu. Acemiliği bitti. Aradı. ‘Askerde kalmaya karar verdim’ dedi. Uzman çavuş olacaktı.. Sınavı geçtiği gün yine aradı. Hakkari’ye gitmeye gönüllü olmuştu..

Son aradığında Van’daydı. ‘Abla Erzincan’daydık. Bugün Van’a geldik. Buralarda dağ taş asker!’ dedi. ‘Yarın Hakkari’ye doğru yola çıkıyoruz. Hakkını helal et!’

Sustum… öyle birkaç saniye.. ‘Alo…’ dedi. ‘Helal Olsun…ne demek! Dikkat et…’diye çabucak söyledim.

‘Abla, 1990’larda gayrı nizami harp yapılıyormuş ama o dönem nedense bitmiş…’ diye konuştu. ‘Evet!’ dedim. ‘Ecnebi öyle istemiş!’

Güldü, ‘Ablam kendine iyi bak. Görüşeceğiz!’ dedi…

Bugün Soner Hakkari’ye gidiyor. 100 yıllık kirli bir oyunun en sert oynandığı dağlara tepelere!

***

Aklımda Soner ve nice Sonerler, elimde Güneri Civaoğlu’nun 22 haziran 2010’daki köşe yazısı:

Yıl 1991. Cıvaoğlu, 1. Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’da. ABD kumanda merkezi olarak kullanılan bir otelde, Amerikalı bir yarbayla röportaj yapıyor: Adam mükemmel bir Türkçeyle, ‘Savaş bitecek. Amerika Irak’tan çıkacak.’ diyor. Amerika bölgeyi terk ederken, silahlarının büyük bölümünü bırakacağını, bunların içinde ağır silahlar, roketlerin de olacağını söylüyor.

Sonra, bu silahların bölgedeki Kürtler’in eline geçeceğini (!)ve Türkiye’ye karşı kullanılacağını anlatıyor. Kime? Bir Türk gazeteciye!

Sadece o değil Cıvaoğlu’nun konuştuğu diğer subaylar da senaryoyu ballandırıyorlar.. Diyorlar ki.:‘Toprak isteyecekler. Türkiye, ya istedikleri toprağı verecek ya da vermeyecek ve savaşacak.’ diyorlar.

Senaryo dün de bugün de aynı. 1991 senaryosu 20 yıl gecikmeli olarak sahneye konuyor.. Cıvaoğlu soruyor: ‘PKK o roketatarları, uzun namlulu ağır silahları, dockaları, tonlarca patlayıcıyı nasıl elde etmekte.

50-100 kişilik gruplar halinde askeri üstlere, karakollara saldıracak cesareti nereden alıyor?’

Bugün bu sorunun cevabını ‘müttefikimizin’ subayları veriyor..

Bu sorunun cevabını ‘müttefikimizin’ politikacıları, yazarları, uzmanları veriyor.

Bu sorunun cevabını ‘müttefikimizin’ yakın temasta olduğu, içimizdeki ‘Washingtonlular’, içimizdeki ‘Brükselliler’ veriyor! Bugünlerde her yanda ‘Çözüm İmralı’da!’ avazları…

Soner yarın Hakkari’ye gidiyor!

Elimde Yeniçağ gazetesi. Manşette Urfa’da bir terörist cenazesi!

Üzerinde PKK bayrağı. Tabutu camiye getiren ŞANLI URFA belediyesi.



2000 kişi cenazede bağırmış: “Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız” , “Vur gerilla vur, Kürdistan’ı kur!”

Diğer haber: DİYARBAKIR’da 1925’te çıkardığı isyanın bastırılmasının ardından 47 arkadaşıyla birlikte idam edilen Şeyh Said adına düzenlenen etkinliklerin afişleri caddelerdeymiş!

Şeyh, yarın asıldığı yerde anılacakmış.. BDP anma etkinliklerini destekliyormuş!

‘Kuzey Irakla ‘bütünleşen’ ortak ekonomik bölge! Kürt zenginleri Erbil’de Sheraton otelini mesken tutmuşlar, yanlarında irin renkli, ince uzun ‘yabancılar’! Bölgenin ‘yıldızı’ Diyarbakır’ı konuşuyorlar…

Haberler sürüyor: BDP elindeki 99 belediye ile ÖZERKLİK ilan edecekmiş!

PKK açıklamayı memnuniyetle karşılamış: Bayık, ‘Ya kabul edilir, ya kabul ettiririz!’ demiş...

Ahmet Türk, belki Türkçesi yeterince anlaşılmaz diye “İstediğimizin İngilizce karşılığı demokratik otonom.’ diye eklemiş!...

Acaba biz ZAMAN TÜNELİ’nde miyiz? Yıl 1918 mi?!

Acaba Soner şimdi Hakkari’de mi?

Vakit sıkışıyor. Bugünlerde duruma ve haberlere kuşbakışı bir bakın… Son 2 ayda olanları altalta sıralayın… Olaylar bir kartopu gibi büyüyor… Bir arı kovanı vızıltısı her yanı sarıyor. Güneşli havalarda bile devamlı gök gürültüsü! Mevsimler birbirine karışıyor…

Türkiye Asya’nın kilidi. Tüm Amerikan ve Avrupalı liderler bu cümleyi telaffuz etti! Asya’ya açılmak için bu kilidi ’hal’letmeli!’ 100 yıllık bir dava bu!

Dünyadaki tüm doğal zenginliklerin, petrolün, gazın, uranyumun, çeliğin, altının, değerli madenlerin dörtte üçü Doğuda, Avrasya’da.

Bakın Afganistan dağlarına, Hindikuş’un, Karakurum’un zirvesindeki cevherlere el konuyor. Yunanistan adalarını satıyor… Kerkük’ün petrolü, Erzincan’ın altını, Karadenizin gazı var…Işte bu, kilidi kurcalanan coğrafya! Türkiye hedefin tam ortasında..

Hedefteki coğrafyanın nokta atış alanı tarihteki Mezopotamya! Oraya kurulmuş olan tampon devlet, çevresindeki tüm ülkelere kezzap etkisi yapacak.. Bir İsrail daha tarih sahnesine sırıtarak çıkacak! Bir yıl içinde bütün bölgede kartlar yeniden karılacak! Hesap bu!

Soner artık Hakkari dağlarında!

Önce Güneydoğuyla Kuzey Irak, ekonomik olarak ’entegre’ edilecek, sonra siyasi kılıçla bu pasta kesilecek. Eğer oyun geçen yüzyılın başındaki gibi bozulmazsa, bölgede kan filizleri yeşerecek..

İşte bunun hazırlığı izlediğiniz! 1988'de imzalayıp 1991’de mevzuata dahil ettiğiniz Avrupa Yerel Yönetim Şartı 2000 de imzaladığınız BM ikiz yasaları boy boy resmi geçit yapıyor önünüzde… "Canım biz güçlü ülkeyiz, bunlardan mı korkacaz!" sesleri azalıyor!!

Ekranlarda birilerinin oynattığı kuklalar, ’Savaşların tüm sebebi psikolojik’ diyor.. Asıl suçlu, ’Apo’nun içleracısı çocukluğu’! :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/vamik-volkan-apo-nun-psisigini-sey-etmis-atabey-yazmis-t25717.html Dev bir psikoterapi seansı, Usame’yi de Apo’yu da, Tamilleri de kuzuya çevirecek.. Bush, Obama, Netenyahu ve Sarkozy ve Merkel psikiyatrik tedavi görse dünya savaşlardan temizlenecek..

Birileri ekranlarda demokrasi istiyor, ’demokratik otonomi!’ ’Özerklik’ isteyen 99 BDP’li belediye, Ankara’dan bağımsız, ama küresel sermayeye bağımlı olmak için kazan kaldırıyor!

Batılı danışmanları arkalarında, sırtlan dişleriyle sırıtarak onaylıyorlar… Artık düğmeye bastılar…Özerklik nidaları yeri göğü kaplayacak. İçerde çatışmalar baş gösterince, Birleşmiş Milletler Barış gücü askerleri bölgeye el koyacak.

Bu senaryonun rejisörleri, Birleşmiş Milletler, AB , ABD ve NATO dörtlemesidir.

Türk milleti karşısına dikilen herkesi bu kurumlarla ilişkilerine göre değerlendirmelidir.. Kim ki ’Eksenimiz batıdır!’ ‚’NATO’ya AB’ye bağlıyız!’ diyor, kim ki her adımda gidip Brüksel ve Washington’dan‚ tavsiye alıyor, bu milletin içinden cıkmış olsa da, bu milletten değildir!

Bu durumun farkına , umarım şimdi artık tarih sahnesinde varolmayan Yugoslavya gibi iş işten geçtikten sonra varmayız! Vakit bu vakittir. Şimdi tüm duyargalarımızı açma ve anlama vaktidir.

Takım tutar gibi tuttuğunuz partileri unutun, önyargılarınızı bir kenara bırakın, seçimlerden sandıklardan azade, tarihin ışığında duruma bir daha bakın.. Yükseklerden bir yerden.

Aynı oyunu dedelerimiz görmüştü .. Müthiş bir sağduyuyla hepsi aynı yöne yürümüştü.. Yoksa bugün burada nefes alıyor olmayacaktık…

Soner nerde acaba!?

Hey koca usta! Öyle derdin sen! Yarın, artık bugünDÜ!


Banu AVAR, 28 Haziran 2010

http://www.banuavar.com.tr/?pg=articles&id=47

Pazar günü beni Soner aradı. Van’daydı. Hakkari’ye hareket edecekti. Helalleşmek istemişti!

Soner, bir alış veriş merkezinde temizlik görevlisiydi. Bir yıl önceydi…Remzi kitabevindeki imza günümde bir köşede, utangaç beklerken gözüme takılmıştı. Sırası geldiğinde özel bir şey konuşmak istediğini söyledi. Konuştuk. İlla Tokat Turhal’da bir konuşma yapmalıydım. Bunu organize edecekti..

Bu sözleşmeden 2 ay sonra Turhal’a gittim. Bayram günü gibi giyinmiş, kırmızı kravatını takmıştı. Tüm gün koşturdu durdu. Bir düğün salonunda Turhallılarla beni buluşturdu. Konuşmam sırasında sol tarafımda oturan 2 küçük kız çocuğu ve bedenen onlardan biraz hallice bir hanım dikkatimi çekmişti. Pür dikkat dinlemişlerdi.. Annesi ve kardeşleriydiler. İstanbul’dan benimle gelen Ufuk arkadaşım evlerini ziyaret etmişti. . Yoksuldular hayat şartları üzerlerine çökmüştü. 2 küçük kızkardeşi sınıf birincisiydiler. Soner bütün gücüyle onları okutmaya çalışıyordu.. İş bulmaya İstanbul’a gelmişti. 500 küsur lira alıyor, yarısını Turhal’a yolluyordu.. Sigortası yoktu. Taşeron bir şirket, o ve arkadaşlarını dilediği gibi kiralıyordu, istediği zaman işten atıyordu..

Soner, ayda bir-iki kere mutlaka arardı. Baharın ilk günlerinde aradı. Askere gidiyorum abla’ dedi.. Vedalaştık. 3 ay oldu. Acemiliği bitti. Aradı. ‘Askerde kalmaya karar verdim’ dedi. Uzman çavuş olacaktı.. Sınavı geçtiği gün yine aradı. Hakkari’ye gitmeye gönüllü olmuştu..

Son aradığında Van’daydı. ‘Abla Erzincan’daydık. Bugün Van’a geldik. Buralarda dağ taş asker!’ dedi. ‘Yarın Hakkari’ye doğru yola çıkıyoruz. Hakkını helal et!’

Sustum… öyle birkaç saniye.. ‘Alo…’ dedi. ‘Helal Olsun…ne demek! Dikkat et…’diye çabucak söyledim.

‘Abla, 1990’larda gayrı nizami harp yapılıyormuş ama o dönem nedense bitmiş…’ diye konuştu. ‘Evet!’ dedim. ‘Ecnebi öyle istemiş!’

Güldü, ‘Ablam kendine iyi bak. Görüşeceğiz!’ dedi…

Bugün Soner Hakkari’ye gidiyor. 100 yıllık kirli bir oyunun en sert oynandığı dağlara tepelere!

***

Aklımda Soner ve nice Sonerler, elimde Güneri Civaoğlu’nun 22 haziran 2010’daki köşe yazısı:

Yıl 1991. Cıvaoğlu, 1. Körfez Savaşı’nda Suudi Arabistan’da. ABD kumanda merkezi olarak kullanılan bir otelde, Amerikalı bir yarbayla röportaj yapıyor: Adam mükemmel bir Türkçeyle, ‘Savaş bitecek. Amerika Irak’tan çıkacak.’ diyor. Amerika bölgeyi terk ederken, silahlarının büyük bölümünü bırakacağını, bunların içinde ağır silahlar, roketlerin de olacağını söylüyor.

Sonra, bu silahların bölgedeki Kürtler’in eline geçeceğini (!)ve Türkiye’ye karşı kullanılacağını anlatıyor. Kime? Bir Türk gazeteciye!

Sadece o değil Cıvaoğlu’nun konuştuğu diğer subaylar da senaryoyu ballandırıyorlar.. Diyorlar ki.:‘Toprak isteyecekler. Türkiye, ya istedikleri toprağı verecek ya da vermeyecek ve savaşacak.’ diyorlar.

Senaryo dün de bugün de aynı. 1991 senaryosu 20 yıl gecikmeli olarak sahneye konuyor.. Cıvaoğlu soruyor: ‘PKK o roketatarları, uzun namlulu ağır silahları, dockaları, tonlarca patlayıcıyı nasıl elde etmekte.

50-100 kişilik gruplar halinde askeri üstlere, karakollara saldıracak cesareti nereden alıyor?’

Bugün bu sorunun cevabını ‘müttefikimizin’ subayları veriyor..

Bu sorunun cevabını ‘müttefikimizin’ politikacıları, yazarları, uzmanları veriyor.

Bu sorunun cevabını ‘müttefikimizin’ yakın temasta olduğu, içimizdeki ‘Washingtonlular’, içimizdeki ‘Brükselliler’ veriyor! Bugünlerde her yanda ‘Çözüm İmralı’da!’ avazları…

Soner yarın Hakkari’ye gidiyor!

Elimde Yeniçağ gazetesi. Manşette Urfa’da bir terörist cenazesi!

Üzerinde PKK bayrağı. Tabutu camiye getiren ŞANLI URFA belediyesi.



2000 kişi cenazede bağırmış: “Öcalansız dünyayı başınıza yıkarız” , “Vur gerilla vur, Kürdistan’ı kur!”

Diğer haber: DİYARBAKIR’da 1925’te çıkardığı isyanın bastırılmasının ardından 47 arkadaşıyla birlikte idam edilen Şeyh Said adına düzenlenen etkinliklerin afişleri caddelerdeymiş!

Şeyh, yarın asıldığı yerde anılacakmış.. BDP anma etkinliklerini destekliyormuş!

‘Kuzey Irakla ‘bütünleşen’ ortak ekonomik bölge! Kürt zenginleri Erbil’de Sheraton otelini mesken tutmuşlar, yanlarında irin renkli, ince uzun ‘yabancılar’! Bölgenin ‘yıldızı’ Diyarbakır’ı konuşuyorlar…

Haberler sürüyor: BDP elindeki 99 belediye ile ÖZERKLİK ilan edecekmiş!

PKK açıklamayı memnuniyetle karşılamış: Bayık, ‘Ya kabul edilir, ya kabul ettiririz!’ demiş...

Ahmet Türk, belki Türkçesi yeterince anlaşılmaz diye “İstediğimizin İngilizce karşılığı demokratik otonom.’ diye eklemiş!...

Acaba biz ZAMAN TÜNELİ’nde miyiz? Yıl 1918 mi?!

Acaba Soner şimdi Hakkari’de mi?

Vakit sıkışıyor. Bugünlerde duruma ve haberlere kuşbakışı bir bakın… Son 2 ayda olanları altalta sıralayın… Olaylar bir kartopu gibi büyüyor… Bir arı kovanı vızıltısı her yanı sarıyor. Güneşli havalarda bile devamlı gök gürültüsü! Mevsimler birbirine karışıyor…

Türkiye Asya’nın kilidi. Tüm Amerikan ve Avrupalı liderler bu cümleyi telaffuz etti! Asya’ya açılmak için bu kilidi ’hal’letmeli!’ 100 yıllık bir dava bu!

Dünyadaki tüm doğal zenginliklerin, petrolün, gazın, uranyumun, çeliğin, altının, değerli madenlerin dörtte üçü Doğuda, Avrasya’da.

Bakın Afganistan dağlarına, Hindikuş’un, Karakurum’un zirvesindeki cevherlere el konuyor. Yunanistan adalarını satıyor… Kerkük’ün petrolü, Erzincan’ın altını, Karadenizin gazı var…Işte bu, kilidi kurcalanan coğrafya! Türkiye hedefin tam ortasında..

Hedefteki coğrafyanın nokta atış alanı tarihteki Mezopotamya! Oraya kurulmuş olan tampon devlet, çevresindeki tüm ülkelere kezzap etkisi yapacak.. Bir İsrail daha tarih sahnesine sırıtarak çıkacak! Bir yıl içinde bütün bölgede kartlar yeniden karılacak! Hesap bu!

Soner artık Hakkari dağlarında!

Önce Güneydoğuyla Kuzey Irak, ekonomik olarak ’entegre’ edilecek, sonra siyasi kılıçla bu pasta kesilecek. Eğer oyun geçen yüzyılın başındaki gibi bozulmazsa, bölgede kan filizleri yeşerecek..

İşte bunun hazırlığı izlediğiniz! 1988'de imzalayıp 1991’de mevzuata dahil ettiğiniz Avrupa Yerel Yönetim Şartı 2000 de imzaladığınız BM ikiz yasaları boy boy resmi geçit yapıyor önünüzde… "Canım biz güçlü ülkeyiz, bunlardan mı korkacaz!" sesleri azalıyor!!

Ekranlarda birilerinin oynattığı kuklalar, ’Savaşların tüm sebebi psikolojik’ diyor.. Asıl suçlu, ’Apo’nun içleracısı çocukluğu’! :arrow: http://www.guncelmeydan.com/pano/vamik-volkan-apo-nun-psisigini-sey-etmis-atabey-yazmis-t25717.html Dev bir psikoterapi seansı, Usame’yi de Apo’yu da, Tamilleri de kuzuya çevirecek.. Bush, Obama, Netenyahu ve Sarkozy ve Merkel psikiyatrik tedavi görse dünya savaşlardan temizlenecek..

Birileri ekranlarda demokrasi istiyor, ’demokratik otonomi!’ ’Özerklik’ isteyen 99 BDP’li belediye, Ankara’dan bağımsız, ama küresel sermayeye bağımlı olmak için kazan kaldırıyor!

Batılı danışmanları arkalarında, sırtlan dişleriyle sırıtarak onaylıyorlar… Artık düğmeye bastılar…Özerklik nidaları yeri göğü kaplayacak. İçerde çatışmalar baş gösterince, Birleşmiş Milletler Barış gücü askerleri bölgeye el koyacak.

Bu senaryonun rejisörleri, Birleşmiş Milletler, AB , ABD ve NATO dörtlemesidir.

Türk milleti karşısına dikilen herkesi bu kurumlarla ilişkilerine göre değerlendirmelidir.. Kim ki ’Eksenimiz batıdır!’ ‚’NATO’ya AB’ye bağlıyız!’ diyor, kim ki her adımda gidip Brüksel ve Washington’dan‚ tavsiye alıyor, bu milletin içinden cıkmış olsa da, bu milletten değildir!

Bu durumun farkına , umarım şimdi artık tarih sahnesinde varolmayan Yugoslavya gibi iş işten geçtikten sonra varmayız! Vakit bu vakittir. Şimdi tüm duyargalarımızı açma ve anlama vaktidir.

Takım tutar gibi tuttuğunuz partileri unutun, önyargılarınızı bir kenara bırakın, seçimlerden sandıklardan azade, tarihin ışığında duruma bir daha bakın.. Yükseklerden bir yerden.

Aynı oyunu dedelerimiz görmüştü .. Müthiş bir sağduyuyla hepsi aynı yöne yürümüştü.. Yoksa bugün burada nefes alıyor olmayacaktık…

Soner nerde acaba!?

Hey koca usta! Öyle derdin sen! Yarın, artık bugünDÜ!


Banu AVAR, 28 Haziran 2010

http://www.banuavar.com.tr/?pg=articles&id=47
Deliormanlı...


Bu ‘Yedi Düvel’ Anayasasıdır!

12:48, 2010-Jul-20 .. 0 Yorumlar .. Link


Kim istiyor bu anayasayı?

Yarsav Yönetim Kurulu bir açıklama yaptı . Açıklamada, ‘Anayasa değişiklikleri konusunda Anayasa Mahkemesi'nce son derece tartışmalı bir karar verilmiştir.’ dendi. Anayasa Mahkemesi, yargıya ve hukuk devletine yönelik saldırıda sessiz kalmıştı. Anayasa Mahkemesi, ‘yargı üzerinde kurulacak baskı, abluka ve çirkin oyunlarla sonuç almayı hedefleyenleri’ bu kararla, güçlendirmiş, cesaretlendirmişti.’

Bu millet 2 ay sonra Referanduma gidiyor. Referanduma karşı çıkanlara ‘Ey halk bakın halkın egemenliğini istemeyenler var!’ söylemi kullanılıyor. Her türlü imkan ve türlü çeşit düzenekle uyuşturulmuş ve çaresiz bırakılmış bir halka ‘Bak ben seni adam yerine koyuyorum! Sandığa davet ediyorum!’ deniyor..

Halk detaylarını bilemediği bir kargaşanın ve ekranlardaki kargaların sesleri arasında bir halkoylamasına daha gidiyor….

İşte bu, ‘sistemin’ fotoğrafıdır!

Nedir ‘sistem’in derdi: Asya’nın kilidi, Türkiye’yi, batı çıkarlarına göre şekillendirmek. O zaman, ekonomi de, siyaset de, kültür de, savunma da, HUKUK da bu ‘sistem’ çerçevesinde şekillenecek!

Oyunun kuralı bu. Bence bunu bilmek yeterli!

Batıda eller havada!

Şimdi önümüzde referandum var!

Acaba kim neyi oylayacağından haberdar?

Neyi oyladığımızı en ince detayına kadar bilenler var: Onlar, Batılı uzmanlar!

Bakın şimdiden ellerini oğuşturup bizi alkışlıyorlar!

Merkel’den AB konseyi yetkililerine , ABD’nin derin devlet sözcülerine kadar herkesin elleri havada…

Financial Times’dan Delphin Strauss, ‘Geri kalan anayasa değişiklikleri de yavaş yavaş gündeme gelecek…’ diyor. Muhtemelen bunun için halkın ‘umudunun’ arttığı yeni bir hükümet beklenecek. Geçmişte böyle olmuştu. ‘Altın vuruş’ için politik psikoloji çalışmaları devreye girecek.

Tüm toplantılarda verdiğim bir şablon vardır: Şimdi onu sizinle de paylaşayım.:

Gittiğim 82 ülkenin büyük bir çoğunluğunda hep aynı şablon uygulanmıştı:

Önce başa, Batının besleyip yetiştirdiği ‘seçilmiş’ kişiler getiriliyordu. Sonra onlara ANAYASAL değişikler için emirler veriliyordu. (Önce Yugoslavya ardından Bosna ve diğer balkan ülkeleri harika örneklerdir)

Kıskaca alınmış politikacı, emir çerçevesinde, bir gecede 15er 25er yasa değiştirip/cıkartıp, kendi ülkesini batı çıkarları doğrultusunda, soydurup soğana çeviriyordu. Bu arada cebi inanılmaz oranda doluyordu.. Dünya sıralamalarında ilk ona giriyordu.

ÖZELLEŞTİRME kurallara bağlanıyor, halkın nesi var, nesi yoksa çokuluslu şirketlerin oluyordu. Eşzamanlı olarak medya tümüyle bir uyuşturma makinesine çevriliyor, ÖZEL TV’ler bunu en mükemmel biçimde gerçekleştiriyordu.

Psikolojik savaş makineleri önce yavaş sonra hızlanarak ülkeyi etnik ve dini temelde bölmek için bu medyayı kullanıyordu.. Ardından iç savaş çıkıyor ve Birleşmiş Milletler askerleri –aynı Amerikalı general Odierno’nun dediği gibi-- tarafları yatıştırmaya geliyordu. BM askerleri, geldikleri petrol gaz bölgelerine, el koyup, o coğrafyada ‘kukla devletçikler yaratıyorlardı.

Böl ve Yut kitabımda bunun onlarca örneğini okuyabilirsiniz.

Anayasa değişiklikleri, referandumlar, bu genel şemanın detaylarındadır, …

Bizi bu detaylarda boğarlar! Halk anlayamadığı bir dizi kelime arasında kaybolur. Parti kapatma yasası, HSYK, Anayasa Mahkemesi üyeleri sayısı.. Sokaktaki adamın ilgi alanı dışındadır…İşsizdir, açtır, hastadır, sadece 1 oyu vardır.

Bu arada yargı biter, Anayasa mahkemesi silikleşir, iktidarlar büyür, dokunulmazlık artar, Washington ve Brüksel’den vesayetli seçilmişler, sömürge valilik görevlerinde adım adım ilerlerler.. Taltif edilirler ya da sokağın nabzı aşırı yükselirse, patronları tarafından, yeni bir ‘umut hükümetle’ yer değiştirilerek ‘nadasa çekilirler’.

Bu ‘Yedi Düvel’
Anayasasıdır!


Hatırlayın, kim Anayasa değişikliği paketini gündeme oturttu?. İktidar elbet diyeceksiniz. Sadece o mu?

Avrupa ve Amerika’nın politik çeteleri yıllardır, ‘Türkiye’nin artık Türkiye olmayacağı bir Anayasa’ istiyor…

İlk tartışmalar başladığında Profesör Ergun Özbudun adı ortaya çıkıyor..

Prof Özbudun, hazırladığı Anayasa taslağında, ‘devletin ülkesi ve ulusuyla bölünmez bütünlüğünü korumanın, Türk ulusunun bağımsızlığını korumanın, devletin amaç ve görevleri arasından çıkarılması’ teklifini getiriyor.

‘…Ulus devletten şehir devletçiklerine, eyalet sistemine geçişin önünde hiçbir anayasal engel kalmamalı’, ‘Türk Yurttaşlığı Kavramı kalkmalı!’ diyor.

Kimdir Prof Özbudun?

Prof. Özbudun ve ekibindeki birçok kişi, Amerikan derin devletinin kuruluşlarıyla bağlantılılar. International Republican Institute (IRI), National Endowment for Democracy (NED)ve National Democratic Institute (NDI) ve dünyaya yön veren Huntington ve Brzezinski’lerin yakınındaydılar.

Türkiye’ye Anayasa taslağı hazırlayanlar ’Avrupa Konseyi Demokrasi Komisyonu’ ile de içli dışlıydılar. Demekki onlar fasaddılar. Arkalarında dağ gibi bir küresel güç var!

O, dağ gibi güç uzun zamandır Türkiye’ye ‘ANAYASA DEĞİŞMELİ!’ mesajını dayatmıştı. Şimdilik istenen Anayasal değişim tam olarak gerçekleştirilememiştir. Arslan Bulut’un dediği gibi, ‘rejim fiilen değiştirilmiştir’ ama kılıf yavaş yavaş geçirilecektir..

Amerikalı Türkiye ‘uzmanı’, Henri Barkey, Eylül 2009’da BBC’ye verdiği demeçte, ‘Sayın Özbudun’un dediği gibi, 1982 yasasının derhal değişmesi lazım!’ demiştir.. ‘Hükümet, Kürt kelimesini kullanmayarak, süreci "Demokratik Açılım" olarak tanımlıyor. Bu uygundur. Ama ‘Demokratik açılım’, bu Anayasa değişmeden yapılamaz’ diye eklemiştir.

Demekki Anayasal değişikliklerin en önemli yanı şu malum ‘Kürt meselesi’dir.

8 Temmuz 2010’da AB Komisyonu sözcülerinden Espuny de, ‘Türkiye, ‘AB yolunda ilerlemek için, 12 Eylüldeki referandumda anayasa değişiklik paketini kabul etmelidir!’ buyurabilmiştir.

Ana hedef bellidir. Türkiye soğuk suya atılacak kurbağadır. Altına ateş yakılacak su ağır ağır ısınacak, kurbağa rehavet içinde öbür dünyayı boylayacak… Güneydoğu tüm zenginliğiyle küresel çetenin elinde oynattığı bir yönetimin olacak!

Zaman daralmaktadır!

Böylesi devasa bir plan karşısında, Türkiye’nin iktidarı ve muhalefeti, zaman zaman esip gürlemeler dışında ‘AB’nin yolunda’, ‘Batının ekseninde’ olduklarını her platformda beyan ediyorlar.

Göçen bir iktidar, biryerlere süpürülmemek için verilen görevleri can havliyle yapmaya çalışıyor. Peki, Anayasa teklifine ‘hayır’ diyenler, iktidara gelirlerse/ geldiklerinde ‘AB /ABD yolunda’ dayatılan Anayasayı nasıl geri çevirecekler? Referandumdan ‘HAYIR’ çıktığı zaman, ‘Batı yolunda’ kalarak, nasıl batıya karşı gelecekler?

Batının dayatmaları 100 yıldır aynı. ‘Bir Kürdistan kurulmalı. Petrol coğrafyasına oturtulmalı! Türkiye fazla büyük, parçalanmalı! Bu coğrafyada Türk kalmamalı!’

‘Bu topraklarda yaşayanların hepsi Ermeni, Kürt, Çerkez, Pontus, Süryani Alevi .. olduğunu anlamalı!’

Artık zaman sıkıştı! Herkesin safı belli..

Anayasa dayatması, turnosol kağıdıdır! Ve iktidarın söylediği gibi 10 genel seçime bedeldir!


Ey ahali duyduk duymadık , okuduk anlamadık demeyin! Görevimiz duymak, anlamaktır, anlatmaktır.

Ona göre 12 Eylül’de tavrımızı almaktır.

Ve ondan sonrasına da iyi hazırlanmaktır…..



Banu AVAR, 10 Temmuz 2010

http://www.banuavar.com.tr/?pg=articles&id=50


DELİORMANLI


BRÜKSEL'DEN ŞEFAAT UMANLAR "EVET" DESİNLER

04:25, 2010-Jul-16 .. 0 Yorumlar .. Link

 


Ey ahali!
Duyduk duymadık demeyin, duyanlar duymayanlara çok acele haber versinler, AB sözcüsü ferman edip demiş ki; “Türk halkı “evet” desin.
Biz de diyoruz ki, AB’cilerin kıblesi olan Brüksel’den şefaat umanlar “evet” desinler.
Vatanın,milletin ve devletin ali menfaatlerini Brüksel’in arzu ve istekleri ile aynı görenler “evet” desinler.
Kendi öz benliğini unutmuş, köklerinden kopmuş, deli rüzgarlar önünde kurumuş otlar gibi savrulduğu halde AB sözcüsünün “evet” deyin küstahlığını bir emir kabul edenler ve ferman bilenler “evet” desinler.
12 Eylül 2010 günü yapılacak olan referandumda “evet” diyecek olanlar nelere evet demiş olacaklar?
Sekiz yıla sığdırılan seksen yıllık talana,
Sekiz yıla sığdırılan seksek yıllık yalana,
Sekiz yıla sığdırılan seksen yıllık sinsi plana,
Sekiz yıla sığdırılan seksen yıllık yalan–dolana,
“evet” demiş olacaklar.
AB sözcüsünün; “Türk halkı, 12 Eylül’de Anayasa değişikliğine “evet” demelidir” önerisine uyarak “evet” diyecek olanlar ve “evet” çığırtkanlığı yapacak olanlar, AB’nin bu güne kadar bize yaptıklarına bir sünger çekilmesine “evet” demiş olacaklar.
AB fonlarından fonlananlar “evet” desinler.
Haçlı dünyasından emir alanlar “evet” desinler.
Küresel aktörlerin “uygundur” diye imza attıkları değişikliklerde huzur bulanlar “evet” desinler.
Ecnebilerin menfaati ve keyfi için davul–zurna çalanlar “evet” desinler.
Küresel güçlerin emrinde olduğu defalarca tescillenmiş olan bir iktidarın her çağrısına balıklama dalanlar “evet” desinler.
Küresel güçlerin coğrafyamız ve milletimiz üzerindeki sinsi hesaplarını, ihanet planlarını milletimize hazmettirmede başından beri son sürat çalışan falanlar ve de filanlar “evet” desinler.
Okyanus ötelerinde onların ocaklarının başında oturup onlarla ağlayıp onlarla gülenler “evet” desinler.
Okyanus ötesi güçlerle el ele, kol kola vererek Irak’ı Afganistan’ı kan gölü kılanlar söz konusu değişikliklere “evet” desinler.
Hep çan sesi ile hareket ettikleri için bu coğrafyada yaşadıkları halde bu coğrafyada kardeşliği,birliği,dirliği, barışı ve huzuru sağlama hususunda yaya kalanlar “evet” desinler.
Küresel tefecileri bütün aç gözlülükleri ile bu ülkenin çayırına–bayırına, tarlasına–tohumuna, ormanına madenine destursuz salanlar, bu işleri daha da artıracak olan değişikliklere “evet” desinler.
Brüksel’den şefaat umanlar buyursunlar “evet” desinler.
A.Karaca-TUNALIM...


‘TÜRK’ DEMEK ‘İSLAM’ DEMEKTİR

12:12, 2010-Jul-8 .. 0 Yorumlar .. Link

 

    
 

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, “Türk kimliği bir manada ümmet birliğinin formülize edilmiş adıdır. Bundan dolayı Batı dünyasında Türk dediğiniz zaman hatıra İslam gelir, İslam dediğiniz zaman hatıra Türk gelir” dedi

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş Türkiye’nin milli ve dini bütünlüğünü parçalamaya yönelik faaliyetleri değerlendirdi. Prof. Dr. Haydar Baş “dinlerarası diyalog ve benzeri projelerle Türk– İslam mozaiğini parçalamak istiyorlar” dedi ve Türk kimliğinin nasıl oluştuğunu anlattı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözünü hatırlatan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Batı dünyasında Türk ve Müslüman kelimesinin eş anlamlı olarak kullanıldığını söyledi. Konuşmasında Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak her biri aynı hak ve yükümlülüklere sahip olan etnik gruplara açılım adı altında imtiyazlar verilmek istendiğini belirten Prof. Dr. Baş, son derece dikkat çekici açıklamalar yaptı.

Gayrimüslimler Türk olmak istedi

“Anadolu’nun Türklerin eline geçmesiyle bu coğrafyada yaşayan gayrimüslimler Türk– İslam medeniyetine hayran kalarak Müslümanlığı seçti” diyen Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu:
“Her düştükleri yerde Türkleri kendi yanlarında buldular. Tamamen ihtiyaçlarını Türklerin karşıladığını gördüler. Sosyal dayanışma ve de ahlaki kuralların dört dörtlük yaşandığı bu topluluğa işte Anadolu coğrafyasında yaşayan etnik gruplar gıpta ettiler ve biz de keşke bunlar gibi olabilsek, dediler. Ardından da Müslüman oldular. Tabi Müslüman olduktan sonra da kendi isimlerine Türk adını verdiler. Biz de bunlar gibi Türk olacağız, dediler.”

Türk Milleti kavramı medeniyeti temsil eder

Prof. Dr. Haydar Baş, Türk Milleti kavramının etnik kökenden ziyade ortak bir medeniyeti temsil ettiğini ifade etti. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Hangi millete gidip bakarsanız bakın onlar da ağır basan yön etnik taraftır. Ama Türk milletine baktığınız zaman onlarda ağır basan yön kültür beraberliği, siyaset, maneviyat ve din beraberliğidir. İşte bizim izah etmeye çalıştığımız Türk dediğimiz zaman sadece kafatasına ve göz yapısına bakarak, kanına bakarak, etine bakarak anlatılan bir Türk kimliği değil, bütün bu mozaiği meydana getiren o kültür birliğinin, o maneviyat ve siyaset birliğinin şemsiyesi altında toplanan isimdir, yani Türk ismidir.”

Türk deyince İslam akla gelmektedir

Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözünü hatırlatan BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, Batı dünyasında Türk ve Müslüman kelimesinin eş anlamlı olarak kullanıldığına şöyle dikkat çekti: “Atatürk, ne mutlu Türk doğdum diyene, demiyor. Türk’üm diyene, diyor. Yani ne olursan ol bu sözü söyledin mi o dini yaşıyorsun, o maneviyatı yaşıyorsun, o tarihi, kültürü ve siyaseti yaşıyorsun. Bu şekilde bir medeniyet oluşturuyorsun. Geçmişte bunun adı bir manada da ümmetti. Ümmet birliğinin bir noktada formülize edilmiş adıdır, Türk kimliği… O bakımdan batı dünyasına gittiğinizde İslam’la yani ümmetle Türk kelimesi eş anlamlıdır. Türk dediğiniz zaman hatıra İslam, Müslümanlık ve İslam ümmeti gelir, İslam dediğiniz zaman hatıra Türk gelir.”

Hedef Türk–İslam mozaiğini parçalamak

BTP Genel Başkanı açıklamalarına dinlerarası diyalog ve benzeri projelerle Türk – İslam mozaiğini parçalamak istiyorlar” sözleriyle devam etti. Prof. Dr. Haydar Baş şöyle konuştu: “Uzun zamandan beri bu mozaiği parçalamak isteyen batı, savaşlar düzenlemiş Türk milletinin üzerine gelmiş ama buna muvaffak olamamıştır. Neticede yaptığı bir takım faaliyetlerle birlikte onu meydana getiren grupları evvelden yaşadıkları dinlerine, medeniyetlerine, kültürlerine ve siyasetlerine taşıyarak –biz onun için dinlerarası diyalog ve medeniyetler ittifakına karşıyız– bu mozaiği darmadağın etme projesidir.

Türkiye bölünme sürecine sokuluyor

Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olarak her biri aynı hak ve yükümlülüklere sahip olan etnik gruplara açılım adı altında yeni imtiyazlar verilmek istendiğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş şu kritik uyarıyı yaptı: “Etnik gruplara hak verme adı altında parçalanma yoluna girmişlerdir. O takdirde bu bütünlük dağıldığı zaman Anadolu coğrafyasında istiklal peşinde koşacak olan bir sürü insan topluluğu ortaya çıkacaktır. Bu durumda kabul etseniz de etmeseniz de Türkiye bölünme sürecine girecektir. Ve benim kanaati şahsiyem batı dünyasının da Obama’nın da Türkiye’nin nimetlerinden istifade edebilmeleri için bekledikleri netice de budur.”
   DELİORMANLI..Musluman Turkum


DİNİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZ MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜN TEMİNATIDIR.

11:36, 2010-Jul-5 .. 0 Yorumlar .. Link

 

  • MÜCADELEMİZ İSTİKLAL MÜCADELESİNİN AYNISIDIR

    Prof. Dr. Haydar Baş'tan önemli açıklama...
  • Bugün ülkemizde etnik açılımlar peşinde koşan siyasi irade, Türk kimliğinin tarihi gelişiminden habersizdir. Eğer haberdar olsaydı bu tür açılımların ne tür sonuçlar doğuracağını rahatlıkla kestirebilir ve böyle karanlık bir vadiye ülkemizi sürüklemezlerdi. Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Anadolu’da Türk kimliğinin tarihi gelişimini şöyle anlatıyor: “Anadolu’nun Türklerin eline geçmesiyle bu coğrafyada yaşayan gayrimüslimler Türk- İslam medeniyetine hayran kalarak Müslümanlığı seçti. Her düştükleri yerde Türkleri kendi yanlarında buldular. Tamamen ihtiyaçlarını Türklerin karşıladığını gördüler. Sosyal dayanışma ve de ahlaki kuralların dört dörtlük yaşandığı bu topluluğa işte Anadolu coğrafyasında yaşayan etnik gruplar gıpta ettiler ve biz de keşke bunlar gibi olabilsek, dediler. Ardından da Müslüman oldular. Tabi Müslüman olduktan sonra da kendi isimlerine Türk adını verdiler. Biz de bunlar gibi Türk olacağız, dediler.” Değişik inançlara, değişik etnik kökene sahip insanlar Müslüman olup Türklük şemsiyesi altında birleştiler. Bu sebeple “Türk milleti” denilince akla bir ırk değil, Türklük şemsiyesi altında kenetlenmiş, aynı kültüre, inanca, ahlaka medeniyete sahip insanlar topluluğu gelir. Burada etnik ayrım söz konusu değildir ve asırlarca böyle bir ayrımcılık asla yapılmamıştır. Prof. Dr. Baş, Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü sürekli örnek vermektedir. Türk olana değil, Türk doğana değil, Türk’üm diyene… Yani ırkçılık değil, bir medeniyet ifade edilmektedir. Burada bu etnik kökenleri bir ve beraber kılan, kenetleştiren ana unsuru da göz ardı etmemek gerekir ki Atatürk buna çok dikkat etmiştir, o da İslam’dır. Atatürk’ün Lozan’da Türkiye’nin asli vatandaşlarını din temeline dayalı olarak belirlemesi oldukça dikkat edilmesi gereken bir konudur. Eğer Atatürk bunu yapmasaydı, etnik kökenlere dayalı bir millet kavramı üzerinde durulsaydı emin olun ki bölünme ve parçalanma o gün başlardı. Bu gerçeği iyi bildiği için Atatürk Lozan’da Müslümanlar bu ülkenin sahibidir, gayrimüslimler ise azınlıktır kararını aldırmıştır. Bugün Lozan’da elde ettiğimiz bu kazanımı maalesef kendi elimizle mahvetmekteyiz. Siyasilerimiz milletimizi etnik ayrımcılığa tabi tutarak ele almaya başlamıştır. Bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır. Atatürk’ün Lozan’da sakındığı husus bugün bir maharetmiş gibi uygulanmaya alınmıştır. Etnik kökenler ön plana çıkar da İslam mayası geri plana itilirse, Türk milletini bir arada tutan hiçbir maya kalmaz, darmadağın olur. Prof. Dr. Haydar Baş “dinlerarası diyalog ve benzeri projelerle Türk - İslam mozaiğini parçalamak istiyorlar” uyarısında bulunmaktadır. Hedef Müslüman olarak Türklük şemsiyesi altına giren milletimizi, dinlerarası diyalog faaliyetleriyle yeniden Hıristiyanlaştırmak ve ardından da etnik ayrımcılıkla paramparça etmektir. Bu sebeple Sayın Baş, “Dini bütünlüğümüz milli bütünlüğümüzün, milli bütünlüğümüz de dini bütünlüğümüzün teminatıdır” demektedir. DELİORMANLI..


İSRAİL'İN UYGULADIĞI KATLİAMLAR

04:39, 2010-Jul-5 .. 0 Yorumlar .. Link

 1800’lü yılların sonlarında Yahudiler bağımsız bir devlet kurma arayışı içerisine girdiler. Bu amaçla Siyonist hareketleri başlatıldı ve bunun başına da Theodor Hezl geçti. Amacı İngiltere’nin desteğini alıp Kutsal topraklarda (Filistin’de) 3–4 milyon Yahudi’nin yaşayabileceği bağımsız bir Yahudi devleti kurmaktı. 1870 yılından itibaren toprak satın alarak tarımsal yerleşme hareketlerine başladılar. Bu onlar için bağımsız devletin bir başlangıç aşamasıydı. Devrin Osmanlı sultanı 2. Abdülhamit ile görüşerek orada Aristokratik bir Cumhuriyet kurmak istediğini bildirdi fakat Sultan bu isteği kesinlikle kabul etmedi.

Birinci dünya Savaşı sonunda İngiltere Orta Doğu bölgesinde kendine bir destek ülke arayışı içine girdi fakat o bölgede kendine destek veren bir ülke yoktu. Bu nedenle orada bir Yahudi devletinin bulunması kendi çıkarları için oldukça iyi bir fikirdi. 1920 yılında Birleşmiş Milletler tarafından Filistin topraklarında İngiliz mandası tanınmış oldu.

Sonraki yıllarda Nazi Almanyası tarafından Yahudi milletine karşı bir soykırım hareketi başlayınca Yahudiler Filistin topraklarına göç etmeye başladılar. Fakat Araplar bu göç hareketine direnince göç durduruldu. Yine de gizli göçler devam etti. En sonunda 1947 yılında Birleşmiş Milletler Filistin’de biri Yahudi diğeri Arap devleti olmak üzere iki devlet arasında paylaşım planı ortaya attı. Araplar bu çözümle tatmin olamayınca iç savaş başladı.

israel

Asagida yer verdigimiz katliamlara iyi bakin bunlar ilk degildi ve sonda olmayacak.
II. Dünya Savaşı'nın ABD ve müttefiklerin zaferiyle bitmesiyle Filistin sorunu BM'ye taşındı. Kasım 1947'de Filistin’in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Yahudiler bu kararı kabul ederken Araplar reddetti ve İsrail-Filistin Savaşı başladı. 14 Mayıs 1948’de BM paylaşım planı uyarınca David Ben-Gurion tarafından İsrail Devleti’nin kuruluşu ilan edildi. 24 saat sonra, Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları saldırıya geçerek İsrail topraklarına girdiler. Kuruluşu bu kadar netameli bir devlet olan İsrail, ilk kez Türklere saldırdı ancak tarihinde birçok katliam var. Yıl 1946. İsrail örgütü Irgun'un 22 Temmuz tarihinde Kral Davud Oteli’ne düzenlediği saldırıda, aralarında İngilizler, Araplar ve Yahudilerin bulunduğu 96 kişi hayatını kaybetti. Aynı örgütün 1948 yılında Deir Yasin Köyü’ndeki katliamında ise 254 Filistinli can verdi. İsrail ordusu 29 Ekim 1948'de Safsaf köyüne girdiğinde bilanço 70 ölüydü. Aynı gün El-Halil’deki Davayima Köyü’nde ise aralarında kadın ve çocuklarında bulunduğu 80 Filistinli öldürüldü.Batı Şeria’daki Kibya Köyü’ne 1953 yılında baskın yapıldı. 67 kişinin yaşamını yitirdiği baskının lideri Ariel Şaron'du. Mısır'ı işgal etmeye hazırlanan İsrail ordusu, Kufr Kasem isimli köyde katliam yaptı. 1956'daki saldırıda ölen 49 kişinin arasında kadınlar ve çocuklar da vardı.

israel

Yıl yine 1956. Samu köyüne giren İsrail askerleri 18 Filistinli'yi vurdu, köy yerle bir oldu. 1968 yılında ise İsrail uçakları 15’ten fazla Filistin köyüne havadan napalm bombası yağdırdı. Resmi rakamlarla 56 kişi feci şekilde can verdi. İrbid şehrindeki bombardımında ise ölü sayısı 30'du. 12 Şubat 1970 tarihinde Mısır sınırında bir fabrikayı İsrail uçakları vurdu, 70 işçi hayatını kaybetti. Mavi Marmara gemisine dün düzenlenen saldırının bir benzeri 1967 yılında yaşanmıştı. İsrail ve Araplar arasındaki 6 Gün Savaşları sürerken, tarafsızlığını ilan eden ABD bölgeyi izlemek için USS Liberty gemisini Doğu Akdeniz'e gönderdi. Hafif silahlarla donatılan ABD gemisinin içinde askerler ve siviller vardı, gemide rahatlıkla görülebilecek büyük bir bayrak da vardı. İsrail savaş uçaklarının öğle saatlerinde saldırısı başladı, makineli tüfek ve roketle başlayan saldırı napalm bombasıyla sürdü. Gemide en yetkili isimlerin de olduğu askeri ve sivil mürettabat öldürüldü. ABD askerleri uçak gemisinden yardım istedi, iki F-4 nükleer silahlarla havalandı. Ancak uçakların kalkış haberi Pentagon'a ulaştığında Savunma Bakanı McNamara küplere bindi ve derhal uçakların geri dönmesi emrini verdi. USS Liberty, 2,5 saat boyunca İsrail saldırısı altında kaldı. Ölü sayısı 34, yaralı sayısı 177'ydi. İsrail saldırının bir kaza olduğunu açıkladı! Aradan geçen 43 yıla rağmen onca ABD Başkanı bu saldırının hesabını soramadı. srail hava kuvvetleri, 19 Şubat 1973'te Libya Havayolları'na ait bir uçağı düşürdü. 107 yolcu ve mürettabat ne olduğunu anlayamadan can verdi. Yine İsrail uçakları 1970 yılında Mısır'daki Sha'a eyaletinde bir okulu bombaladı, 46 çocuk öldü. 1971'de Suriye'deki bombardımanda ise en az 200 kişi yaşamını yitirdi. 1982'de İsrail, daha sonra birçok kez yapacağı gibi Lübnan'a girdi ve Ariel Şaron'un komutanlığında Hristiyan Falanjistler tarihin en büyük katliamlarından birini yaptı. Sabra ve Şatilla'da katledilen 991kişiden yalnızca 328'inin kimliği tespit edilebildi. 15-16 Eylül tarihindeki katliamın etkileri uzun süre unutulmadı, olaydan 26 yıl sonra saldırı filmlere konu oldu. Beyrut'ta 1 yıl önce düzenlenen hava saldırısında da 300 kişi yaşamını yitirmişti. Sabra ve Şatilla'nın etkileri henüz silinmemişken İsrail askerleri 1990 yılında Kudüs'te yeni bir katliama imza attı. Mescid-i Aksa kavgasına tutuşan Yahudiler ve Filistinliler arasında çıkan olaylarda İsrail ordusu Filistinlilere ateş açtı, 30 Filistinli hayatını kaybetti.

İsrailWest Bank’ta 242 İsrail yerleşim şehri, Golan Heights bölgesinde 42 İsrail işgal bölgesi ve Doğu Kudüs’te 29 bölge vardır.

Yıl 1996. Lübnan'daki Kana mülteci kampına düzenlenen kanlı saldırıda çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 109 kişi can verdi. Tarihin en büyük katliamlarından birini İsrail 2002 yılında Cenin'de işledi. Cenin'deki mülteci kampına zırhlı birliklerle saldıran İsrail ordusu, 1300 sivili katletti. 2006'da İsrail yine bir sürpriz yaptı, tam bir ay Lübnan'ı bombaladı. Savaşta binlerce sivil öldü, Beyrut tanınmaz hale geldi. Ve tarihler 31 Mayıs 2010'u gösterirken İsrail Gazze'ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine havadan helikopterlerle indirme yaptı. İsrail askerleri silah kullandı, barış gönüllüsü en az 9 kişi hayatını kaybetti. Saldırı karşısında sadece Türkiye değil dünya şoke oldu. Türkiye, 1949 yılında İsrail'i tanıyan halkının çoğunluğu Müslüman olan ilk ülke oluyordu. İki ülkenin arasındaki sıkı ilişkilerde 1999 yılında Öcalan'ın Kenya'da yakalanmasında MOSSAD'ın rolüne vurgu yapıldı. 2007'de Türkiye'ye gelen İsrail lideri Şimon Perez TBMM'de bir konuşma yaptı. İsrail'in Gazze'ye girmesi ve 1300 sivilin ölmesiyle iki ülke arasında soğuk rüzgarlar esmeye başladı. Ve 30 Ocak 2009'da ünlü Davos krizi patlak verdi. Başbakan Erdoğan'ın "One minute" çıkışı iki ülke arasında görülmemiş bir gerilim yaşanmasına neden oldu. Son iki yılda İsrail'in Anadolu Kartalı tatbikatından çıkarılması, TRT 1'deki Ayrılık dizisi, "alçak koltuk" kriziyle kopma noktasına gelen aradaki bağlantı, son baskınla koptu.
DELİORMANLI...


İsrailli Yöneticilerin Yargılanması için imza katılımı

02:17, 2010-Jul-1 .. 0 Yorumlar .. Link

filistin_6 filistin_7 filistin_8
International petition to the UN General Assembly to set up a special international penal court to try Israeli war crimes, notably in the Gaza Strip :
publié le Thursday 19 February 2009

AFPS

Because it was in our name that in 1945 the United Nations charter was signed…

Because it was in our name that in 1947 the Partition plan for Palestine was approved by the UN General Assembly…

Because it was in our name that in 1949 the Geneva Conventions were signed…

Because not a single UN resolution on Palestine, also adopted in our name, has been implemented by the state of Israel ; and because the latter has, since its foundation, constantly violated the UN principles and the international conventions, in complete impunity and with growing cynicism, We, citizens of the world, have the duty today to remind the international community of its obligations !

We solemnly request

that the UN General Assembly make use of its power to create subsidiary bodies in order to set up an ad-hoc penal court (as was done for the former Yugoslavia and for Rwanda by the Security Council) and try the crimes committed in Palestine.

As of today we demand :

 The end of all and any exaction against the Palestinian people and an international protection of the latter

 The full and complete lifting of the siege on the Gaza Strip

 The mandatory implementation of all UN resolutions on Palestine and the prescription of international law, under the constraint of international sanctions if need be. Israel is a state like any other, with the same rights and the same duties.

We request specifically that any accord of cooperation with Israel be suspended until that state respects the UN resolutions.

To sign, click here : http://www.france-palestine.org/art…

Selam Arkadaşlar!

İnternette okuduğum bir mesajı iletiyorum..Verilen adresi tıklıyorsunuz.Açılan sayfanın alt bölümündeki yere;
AFPS, 9 février 2009, 22 septembre 2009 et 8 janvier 2010
Identifiants personnels Nom, prénom, ville, pays (Surname, Name, City, Country) İsim,soyad,şehir,adres,ülke

Votre adresse email mail adresiniz,

Veuillez laisser ce champ vide:

‘Valider’ üzerine tiklıyorsunuz.Sayfanın Türkçe metni aşağıdaki gibidir.

Uluslararası imza kampanyası Birleşmiş Milletler Genel Meclisi’ne hitaben, İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği savaş suçlarını yargılamak üzere bir defaya mahsus uluslararası bir ceza mahkemesi oluşturmasını talep eden bir imza kampanyası
publié le Pazartesi 9 Şubat 2009

AFPS

Çünkü 1945’de Birleşmiş Milletler Yasası bizim adımıza imzalandı…

Çünkü Filistin’in paylaşım planı bizim adımıza BM Genel Meclisi tarafından 1947’de onaylandı…

Çünkü 1949’da, Cenevre Sözleşmeleri imzalandı…

Çünkü Filistin’le ilişkili hiç bir BM kararı – ki onlar da bizim adımıza kabul edilmişti – İsrail Devleti tarafından uygulanmadı. İsrail Devleti, kuruluşundan bu yana, sürekli olarak, cezaya maruz kalmaksızın ve her geçen gün daha umarsızca, BM ilkelerini ve uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekte.
Biz, dünya vatandaşları olarak bugün, uluslararası topluluğa ödevlerini hatırlatma zorunluluğu içindeyiz!

Güçlü bir şekilde beklentimiz, Birleşmiş Milletler Genel Meclisi, İsrail tarafından Filistin’de gerçekleştirilen savaş suçlarını yargılamak üzere, bir defaya mahsus ceza mahkemeleri için destekleyici yapılar oluşturma gücünü kullansın (Eski Yugoslavya ve Ruanda için Güvenlik Konseyi’nce kurulan iki mahkeme örneğinde olduğu gibi.)

Acil olarak, taleplerimiz, Filistin Halkına yönelik tüm kötü muamelenin durdurulması ve bunun uluslararası koruma altına alınması; Gazze Şeridi’ni çevreleyen tüm blokların kaldırılması; Filistin’e ilişkin tüm BM kararlarının ve uluslararası hukukun – gerekirse uluslararası diplomatik, ekonomik ve hukuki yaptırım baskısı altında – zorunlu uygulaması. İsrail ancak diğerleri kadar bir devlettir ve aynı haklara sahip ve zorunluluklara tabidir.

Özelikle de, BM kararlarını uygulamadığı sürece, İsrail Devleti ile her türlü işbirliği anlaşmasının askıya alınmasını talep ediyoruz.

Imza için buraya tıklayın: http://www.france-palestine.org/article11097.html

http://www.france-palestine.org/article11097.html
Crimes de guerre à Gaza ; la pétition internationale remise aux Nations unies – Appels
www.france-palestine.org
Site de l’Association France Palestine Solidarité (AFPS) qui milite pour la reconnaissance et l’application du droit imprescriptible du Peuple Palestinien á disposer d’un Etat dans les frontières d’avant 1967, et á décider librement de son avenir.
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..




GANDİ KEMAL BATININ KILICINI KUŞANIYOR

03:18, 2010-Jun-28 .. 0 Yorumlar .. Link

 


Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun Antalya gezisi yazılı basında...

CHP Genel Başkanı olarak seçilen ve Gandi Kemal lakabıyla rüzgarlar estirilen Kemal Kılıçdaroğlu, batılı dostlarıyla birlikte görünmeye başladı. Böylece kendisi için okyanus ötesinden estirilen rüzgarların markasını da aymazlara, görmezlere göstermiş oldu. ABD Ankara Büyük elçisi ve AB üyesi ülkelerin büyük elçileri ile basına kapalı yapılan görüşmeler sonunda, basın mensuplarının sorularını cevaplayan Kılıçdaroğlu gayet ılımlı ve bir o kadar da ilginç mesajlar verdiler.

Gandi Kemal, basın mensuplarına yaptığı açıklamalarda neler demedi ki;
Büyük elçilere AB uyum yasalarını çıkarırken AKP ye verdikleri desteklerden bahsetmişler…
Bundan sonra da AB ile gayet iyi ilişkiler içerisinden bulunacaklarına söz vermişler…
Daha neler dediler ama biz ne dediklerini bir kenara bırakalım da bu buluşmanın ne anlama geldiğini anlamaya çalışalım.

Türkiye de iktidar olmak için senelerdir yapıla gelen bir gelenek vardır. Bunu kimsenin saklamak diye de bir niyeti yoktur. O da batılı güçlerle iyi geçinmek, ABD ve AB yetkilileriyle gizli açık görüşmeler yapmak ve onların istekleri doğrultusunda mesajlar vermek, icraatlar yapmaktır.

Madem ki Sayın Kılıçdaroğlu da iktidara talip biri olarak öne çıkarıldı, onunda bu yoldan geçmesi gerektiği için o da ABD ve AB ye şirin görünmek yolunu seçmiş bulunmaktadır.
Görünen manzara; Gandi Kemal, ABD ve AB nin kılıçları ile kuşanmaya başlamıştır.  

Hatırlarsanız Gandi Kemal söylemleri başlayınca, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş daha ilk günden; “Türkiye’nin kurtuluşu için Gandi Kemale değil Mustafa Kemallerle ihtiyaç olduğunu, bu Gandi Kemalin rüzgarının okyanus ötelerinden estirildiğini” söylemişti.

AB ve ABD nin safında yerini almaya başlayan ve bundan sonra estirilecek rüzgarın şiddetine göre yol alacak olan Kılıçdaroğlunun da bu Millet için yapacağı çok fazla bir şey olmadığını, Aziz Milletimizin bir an önce görmesi gerekmektedir. Dememiş miydi Sayın Baş; “İktidarıyla muhalefetiyle al birini vur ötekine bunların hepsi aynı” diye!

“Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerinin sahibi, Milletinden icazet alan, başkasının değil milletinin kılıcını kuşanan, Mustafa Kemalin yolunu takip eden, Prof. Dr. Haydar Baş’ın iktidar edilmesinden başka, Milletimizin bir çözümü yoktur. Başka alternatiflerin denemeye kalkışılması, sadece ve sadece Milletimizin zaman kaybına ve daha kötüye gidişine zemin hazırlayacaktır. Bizden hatırlatması…
ÇÖLDE SERAP PEŞİNDE KOŞMAK  

AKP iktidarının uygulamalarıyla oldukça bunalan Milletimizin üzerinde hesapları olanlar, yeni bir senaryo hazırlamakta, adeta susuz kalmışlara çölde serap misali hedefler göstermeye çalışmaktadırlar. CHP’de ne olduğu, kim tarafından sahnelendiği, kime hizmet ettiği hala açıklığa kavuşmayan bir senaryo ile lider değişikliğine gidilmiş, Gandi Kemal namıyla Kemal Kılıçdaroğlu kamuoyuna servis edilmişti.

Kamuoyunun desteği ile sürekli gündemde tutulmaya çalışılan Kılıçdaroğlu, Bağımsız Türkiye Partisi Genel  Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın modelinden aşırdığı birkaç tekerlemeyle farklı şeyler söylüyormuş gibi göründü. İlk sıralar AB ve ABD ile ilgili fikirlerini açıkça ortaya koymaktan ziyade AKP ye daha ciddi bir muhalefet görüntüsü vermeye çalıştı…

Sayın Kılıçdaroğlu istenilen kıvama gelmiş olmalı ki şimdi de AB ve ABD hakkındaki görüşlerini açıklaması istendi. O da AB ve ABD ile ilişkilerin daha da iyileşeceği hakkında mesajlar verdi. Büyükelçilerle yapılan basına kapalı görüşmelerden sonra ilişkilerin boyutunu açıkça özetledi: ''AB temsilcilerinin CHP'ye yönelik olarak bugüne kadar yaptıkları eleştiriler, CHP'nin AB konusunda sanki olumsuz bir tutumu varmış gibi ortaya çıkan algının ne kadar yanlış bir algı olduğunu ifade ettik.” Dedi. Daha sonra AB uyum yasalarına verdikleri destekleri dile getirerek, sözlerinde “Avrupalı dostlarımız” gibi sıcak ifadelere özellikle yer verdi.

Görünen manzara, CHP’de batmakta olan AB kapısında beklemeye ve istedikleri tavizleri vermeye namzet görünmektedir. Milletimizin açlığına işsizliğine CHP de çare bulamayacaktır. Şu gerçek asla akıllardan uzak tutulmamalıdır; AB ve ABD ile ilişkilerin Aziz Milletimize bu güne kadar bir hayır getirmediğini bilerek, yeniden çözümü olmayanlara fırsat vermek, kimsenin işine yaramayacaktır.

Gandi Kemal’in de yönü belli olmuştur. CHP’nin de diğerlerinden bir farkı olmadığı meydana çıkmıştır. Çözümü olmayanların, başkalarının çizdiği yolda gitmekten başka bir şansı olmadığına göre; AB ve ABD ile müttefikliğe; açlığa, işsizliğe ve çözümsüzlüğe mahkumiyete devam edilecektir.

İktidarıyla muhalefetiyle; AB ci ABD ci ve IMF ci olan siyasilere geçit vermek, çölde serap peşinde koşmak gibidir. Milletimizin bu ve benzeri oyunlarda figüran olmaktan kurtulmak, “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projelerinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ı iktidar etmekten başka şansı yoktur.

U.Kepekçi-TUNALIM...


SİZ TERÖRÜ BİTİRMEZSENİZ,SONUNDA TERÖR SİZİ BİTİRİR.

06:23, 2010-Jun-25 .. 0 Yorumlar .. Link

 



Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Siz eğer Türkiye’de terörü bitiremezseniz, sonunu getiremezseniz terör vasıtasıyla sizin sonunuzu getirirler. Bu gerçek çok net ve açık görülmelidir” dedi

Terör bir Hakkâri’den bir İstanbul’dan vuruyor. Her gün şehit haberleri peş peşe gazete manşetlerine ve ekranlara taşınıyor. Yaşanan terör saldırıları konusunda Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Terörün çözülmesinin şart olduğunu dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Siz eğer terörü bitirmezseniz terörle birlikte sizin sonunuzu getirirler” dedi. Hükümetin bir noktadan sonra demokratik açılımın Türkiye’ye zarar vereceğini fark ettiğini ve bu yüzden açılımı artık eskisi kadar gündem etmediklerini söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son yaşanan terör saldırılarıyla bazı mihrakların açılım konusunda hükümeti adım atmaya zorladıklarını söyledi.

Terör artık bitmeli

Prof. Dr. Haydar Baş terör sorununun çözülmesinin olmazsa olmaz olduğunu söyledi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Terör konusu topyekûn milletimizi ilgilendiren, çözülmesi olmazsa olmaz şeklinde ortaya çıkan bir olaydır. Siz eğer Türkiye’de terörü bitiremezseniz, sonunu getiremezseniz terör vasıtasıyla sizin sonunuzu getirirler. Bu gerçek çok net ve açık görülmelidir. Mademki terör vasıtasıyla Türkiye’nin sonu karanlık görünüyor o zaman Türkiye’yi bu noktaya çekmek isteyen kimdir? sorusunun cevabının verilmesi çok önemlidir. Türkiye’yi bu noktaya çekmek isteyenler, hiç şüphesiz dışarıdan beslenen hareketlerdir. Türkiye’ye yönelik bu terör olayları planlanırken hedeflenmiş bir gaye var. Onun için 83’lü yılların sonunda başlatılan terör olayı sıradan bir olay değildir. Asıl gaye Türkiye Cumhuriyeti’nin sonunu getirmek ve Türkiye coğrafyasını parçalamaktır. Bunlar demokratik yolla bu işi yapmak istediler. Siyasi iktidar da kabul etsek de etmesek de bu oyuna geldi ve demokratik açılımla bunların görüşlerine hizmet etmeye başladı.”

Türkiye’yi 36 parçaya bölecekler

Demokratik açılımla Türkiye’yi 36 etnik parçaya ayırmak istiyorlar” diye konuşan Prof. Dr. Haydar Baş konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ne olacak demokratik açılım? Batı dünyası Türkiye’de 36 etnik grup olduğunu söylüyor. Yani 36 ayrı parça insanlar topluluğu, milletler topluluğu var. Açılım yaparak bunların tamamına haklarını verin, diyorlar. Neymiş bu haklar? Süryanisine faklı, Keldanisine farklı, Arabına farklı, Kürtüne ve Lazına farklı haklar verilecekmiş. Demokratik açılım adı altında Türkiye’nin işini bu şekilde bitirmek istiyorlar.”

Hükümet yanlışını fark etti

Bugünkü duruma nasıl gelindiği üzerinde çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, hükümetin bir noktadan sonra demokratik açılımın ülkeyi bölünmeye götürdüğünü görüp, bu yanlıştan vazgeçtiğini söyledi. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Şimdi güzel de bu noktaya nasıl gelindi? Hükümet bir noktadan sonra bu işi kavramış olacak ki, – tabi bu kadar muhalefet edildi kendisine– onlar da bu işi kabul etmek gerekir ki iyi niyetle yaptılar. Hiçbir zaman sonucunun bu noktaya geleceğini düşünmediler. Onlara bunu tavsiye edenlerin Türkiye hakkında samimiyetine inandılar. Ama zaman ilerledikçe Türkiye’nin lehine hiçbir şey olmadığını tespitle benim anladığım, olaydan geri dönmenin zaruretine inandılar. Dikkat ederseniz artık demokratik açılım filan konuşulmuyor. Niye? Demokratik açılımla hiç hayır bir şey elde edilmedi. Sayın Başbakanımız ilk defa Kürt haklarının deklarasyonunu Diyarbakır’da ifade etmişti. Ama gördü ki kendileri ne kadar iyi niyetli olursa olsun hadisenin arkasında çok kötü niyetli maksat sahibi olan insanlar var. Ben olayı böyle görüyorum.”

Terör açılımın devamını istiyor

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Demokratik açılım süreci tıkanınca teröre başvurarak süreci tekrar şekilde işletmek istiyorlar” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şimdi bu demokratik açılımın önü kesilince bu sefer iş neye kaldı? Zora kaldı. Bana göre bu sebepten dolayı bir terör hamlesi başlatıldı. ‘Tekrar eski güne dön ve demokratik açılımla bu parçalanmayı temin ettir’ mesajıdır verilmek istenen. Ama iktidar ayıktığı için de böyle bir tavizi vermesi asla mümkün olamaz.”

Dış mihraklar terörün düğmesine başmış olabilir

Meselenin farklı bir yönüne de işaret eden Prof. Dr. Haydar Baş, dış mihrakların İran ve İsrail konusunda isteklerine hükümet olumsuz cevap verdiyse isteklerini elde edemeyen bu dış mihraklar terörün düğmesine başmış olabilirler” dedi. BTP Genel Başkanı şunları söyledi: “Meselenin bir diğer yönü Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve siyasetinden dış mihraklar bazı şeyler istediler. Bu istekler İran konusunda veya İsrail konusunda olabilir. Bu isteklerini de hükümet onların dilediği gibi cevaplandırmadı. Şimdi hükümetten ‘Haydar Hoca bizi çok eleştiriyor’ sözlerini duyuyorum. Bak şimdi ben onları şu anda eleştirmiyorum, bilakis takdir ediyorum. Niye? Onların isteklerine cevap vermiş olsalardı bölge karışacaktı. Akl–i selim davrandılar ve bölgenin karışmasına engel oldular. Hem bu coğrafyanın hem de Türkiye’nin lehine adımlar attılar. Şimdi sen nasıl olur da bilhassa İran konusunda bizim isteklerimize cevap vermezsin, dediler. Ve işte kavgayla gürültüyle ve terörle beraber bu tavizi alma planları tezgâhlanıyor. Ama it ürür kervan yürür. Hiçbir şey yapamazlar.” DELİORMANLI..


{ Last Page } { Page 1 of 23 } { Next Page }

Hakkimda

Anasayfam
Ben Kimim ?
Arsiv
Arkadaslarim
Resimlerim

Linkler

Kişisel Sitem
TUNALIM
FORUM
MSN BLOG
Milli Ekonomi
PİCASE WEB ALBÜM
BLOG SPOT ALBÜM
Türk Tarihi
Danna Garcia Album
MESAJ HABER
Sinema İzle

Kategoriler


Son Eklenenler

Made in USA bir paket “Hayır” de başından defet
‘Yarın Artık Bugündür!..’
Bu ‘Yedi Düvel’ Anayasasıdır!
BRÜKSEL'DEN ŞEFAAT UMANLAR "EVET" DESİNLER
‘TÜRK’ DEMEK ‘İSLAM’ DEMEKTİR
DİNİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZ MİLLİ BÜTÜNLÜĞÜMÜZÜN TEMİNATIDIR.
İSRAİL'İN UYGULADIĞI KATLİAMLAR
İsrailli Yöneticilerin Yargılanması için imza katılımı
GANDİ KEMAL BATININ KILICINI KUŞANIYOR
SİZ TERÖRÜ BİTİRMEZSENİZ,SONUNDA TERÖR SİZİ BİTİRİR.
DÜNYA KURTULUŞU TÜRKİYE'DEN BEKLİYOR!...
TEHDİT ALGILAMASI
SİYASET YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR.
TÜRKİYE'DE TERÖRÜ BİTİRECEK DEVLET ADAMI YOK..
BATININ EMİR ERLERİ ''EKSEN'' DEĞİŞTİREMEZ.
AVRUPA BİRLİĞİNDE 3 ÜLKE ÇÖKMEK ÜZERE
MİLLETİN SERVETİ YANDAŞLARA GİDİYOR...
İNSAN İÇİN DEVLET MODELİ
''MİLLETİ BİZ BARIŞTIRACAĞIZ''
ÖLÜMLERİN SEBEBİ SİYASETİN GAFLETİDİR

Arkadaslarim