DELİORMANLI


Bu vatan bizimdir,bizim kalacaktır..

Anasayfa | Ben Kimim? | Arsiv | Arkadaslarim


PARTİLER ve SLOGANLAR

Posted at 10:30, 2008-Nov-19


–1 Başbakan Recep Erdoğan’ın MHP’ye ait olduğunu söylediği slogan için MHP lideri Bahçeli, “Ya sev ya terk et” sloganı bize ait değil, dedi.
***
–2 Bunun üzerine harekete geçen ZÜHA (Zühtü Haber Ajansı) araştırmacı karıştırmacılık örneği göstererek önde gelen partilere ait benzer sloganları ortaya çıkardı;
AKP SLOGANLARI
–3 Ya Sus ya ananı da al git!
–4 Ya Analar gibi satarım ya babalar gibi satarım!
–5 Ya Türkiye’yi pazarla ya milleti azarla!
–6 Ya IMF’yi sev ya koltuğu terk et!
–7 Ya Tarım yap bat ya tarım yapma bat!
–8 Ya Sandığı oylar doldursun ya gözünü toprak doyursun!
–9 Ha Unakıtan başa Ha IMF leşe!
–10 Ya Sandıkta Akepe ya yeşil kart çöpe!
–11 Ya İsrail ya Azrail!
–12 Ya Sayın Öcalan ya Sayın Barzani!
–13 Ya Ergenekon ya Meclis’e kon!
–14 Ya Denktaş başa ya Annan leşe!
–15 Ya Babacan ya Memecan!
–16 Ya ABD ya arbede!
–17 Ya Temmuzda kömür ya sizlere ömür!
–18 Ya Dengir Fırat ya denginle yat!
CHP SLOGANLARI
–19 Ya Deniz ya Baykal ya Deniz Baykal!
–20 Ya Laiklik ya ölüm!
–21 Ya AKP başa ya Baykal şaşa!
MHP SLOGANLARI
–22 Ya Ecevit ya Ecevit
–23 Ya Erken seçim ya erken seçim
–24 Ya Şehitler ölmez vatan bölünmez ya Öcalan ölmez koalisyon bölünmez!
BTP SLOGANLARI
–25 Ya Haydar Baş başa ya perişan yaşa!
–26 Ya İş Aş Haydar Baş ya işsiz aç dolaş!
–27 Ya Milli Ekonomi Modeli ya Titanik Gemisine binmeli!
–28 Ya Vatandaşlık Maaşı ya musalla taşı!
–29 Ya Bağımsız Türkiye ya elveda ülkeye!

 

NEREDE HABER ORADA YORUM
–30 Fehmi Koru “Erdoğan PKK’nın istediğini yapıyor” dedi.
–31 Aslında Türk Milleti dışında herkesin istediğini yapıyor!
***
–32 Political Researcher Strateji Geliştirme Merkezi tarafından yapılan anket, Türk halkının hükümete olan güveninin önemli oranda azaldığını gösterdi.
–33 Bu anketin sağlıklı sonuç verebilmesi için mutlaka Cumhurbaşkanlığı seçimi ile çakışan genel seçim öncesinde yapılması gerekir!
***
–34 Kanada’da, “Büyük Mike” olarak çağrılan bir mahkûm, hücresine sığamayacak kadar şişman olduğu için tahliye edildi.
–35 Kanadalı kafası işte! Hücreyi büyüteceğime mahkûmu gönderiyor!
***
–36 Hükümet çiftçiye dört koldan destek kararı aldı.
–37 İki kol tabutun önünden iki kol da arkasından tutacağı için mecburen dört koldan destek gerekiyor tabi!
***
–38 Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor’s, Türkiye’nin görünümünü, durağandan, negatife çevirdi.
–39 Hala bir şeylerin görünebilmesi iyi tabi!
***
–40 Erzincan’ın merkeze bağlı 570 nüfuslu Altınbaşak beldesinin CHP’li Belediye Başkanı Ercan Bektaş, işsizliğin önüne geçmek için kaldırım ve yol yapım çalışmalarında işsizleri sırayla çalıştırmaya başladı.
–41 CHP’nin ekonomiden anladığı ancak bu kadar olur zaten! 10 kişiye 500’er YTL vereceğine 100 kişiye 50’şer YTL verip 90 kişiye iş bulmuş oluyor!
–42 Bu gibi durumlar için atalarımız “Boş duracağına beleş çalış” demişler!

 Zühtü Kazancı--TUNALIM...


GERÇEK SEVDAYA ERİŞMEK

Posted at 09:21, 2008-Nov-18

 

GÜL;Seginin yegane sembolü
 
Her kulun gönlünde bir sevdası vardır. Sevda ise kişinin kimliğidir... Çünkü; insanoğlu gönlünde var olanla bir değerdir. Prof Dr. Haydar Baş; “insan, gönüldür gönül” tespitiyle bu gerçeği işaret etmiştir…
Hazreti Mevlana da bu gerçeği şu dizelerde dile getirmiştir; “Can konağını aramadaysan, cansın; bir lokma ekmek arıyorsan, ekmeksin. Şu nükteyi biliyorsan, işi biliyorsun demektir: Neyi arıyorsan O’sun sen."

İnsanoğlu, kendine ayrılan ömür süresini; sevdası, dolayısıyla o yönde arayışı ile şekillendirir. Niyetini, gayretini hep o yönde sarf eder. Allah’ın uyanış ve hidayet nasip ettikleri dışında kalanlar,  ömürlerini bu yolda bitirir ve yüce divana; içinden çıkamayacakları bir hesapla giderler...

Sevdası Allah olan öyle kutlu kimseler de var ki; onlar her işlerini sadece Allah’ın rızası istikametinde yönlendirirler. Sosyal yaşantısını O’nun istekleri; haram yada helalleri üzerine bina ederler. Bu sayede de Allah’ın sevdasına erişirler…

Hz. Ömer'in oğlu Abdullah (r.a) şöyle demiştir: "Allah için sev, Allah için buğz et, Allah için dost ol ve yine O'nun için düşman ol. Çünkü Allah'ın dostluğuna ancak bu şekilde erişilir" (Y. Kandehlevî, Hadislerle Müslümanlık, III, 1123).

Her nimet, mutlak manada külfeti gerektirir. Sevda da bir nimet olduğuna göre, ona ulaşmak için bir gayret gerektirecektir. Kulların Allah’ı sevdiğini iddia edipte kuralsız ve ibadetsiz yaşamayı tercih etmeleri, külfetsiz nimete erişebilecekleri iddiasında bulunanların durumuna benzemektedir.

Allah’ı sevdiği iddiasında bulunanların sevdası ise O sevda  yolundaki gayeti ile orantılıdır. Allah sevgisine, ancak O'nun emirlerine uymak ve Peygamberi'nin yolundan gitmekle ulaşılabileceği Kur’an da şöylece haber verilmiştir.
Allah Teâlâ; “(Resûlüm) De ki: Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Gafur'dur, Rahim'dir.” (Alû İmran, 3/31)

Alemlere Rahmet Hazreti Muhammed(sav)Efendimiz Allah için sevenler hakkında da şu müjdeyi vermiştir; “Âllah Teâlâ kıyamet gününde "Benim için birbirlerini sevenler nerede? Onları gölgemden başka gölge bulunmayan bir günde Arşın gölgesinde gölgelendireceğim" buyurur (Müslim Birr ve Sıla, 161).

Bu bilgiler ışığında yarın huzuru mahşerde yalancı durumuna düşmemek için herkesin kendi sevdasını yeniden gözden geçirmesi gerekmektedir.
Selam olsun gerçek sevda sahiplerine…

Uğur Kepekçi_TUNALIMLaughingMİLLİ EKONOMİ GRUP
TakingITGlobal - Esin. Bilgilendir. İştirak Et.

  Laughing http://www.google.com/sky/ Laughing (GOOGLE SKAY ile uzayı izleyin)
 
 
TUNALIM grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et
 
DELİORMANLI--Tunalım...

İĞNEYİ KENDİNİZE, ÇUVALDIZI BAŞKASINA..!

Posted at 11:41, 2008-Nov-15

 

Vatandaşın hali zaten belli; perişan…Siyasi iktidar ve muhalefet ise hayatlarının en sıkıntılı dönemlerini yaşamaktadırlar. Tabiri caizse; Türkiye’de meclis içi siyaset tıkanmış bir vaziyet arz etmektedir. Yaşadıkları bu sorunun kaynağı şudur; herkesçe malum olduğu gibi, bizdeki siyasiler bu güne kadar plan ve projelerini batı eksenli düzenlediler; batılı dostlarının aklıyla hareket ettiler. Şimdilerde de batılı dostlarının dertleri başlarından aşmış bir vaziyete, kendi krizleri ve dertleri ile boğuşmaktadırlar. Bizdeki icra makamı iktidar ve muhalefet, danıştıkları (batılı)akıl iflas edince; “acaba ne etsek, ne söylesek” şaşkınlığını yaşamaktadırlar.


Bekleyişleri boşunadır; “kelin dermanı olsa başına çalar” demişler. Batılısıyla, Doğulusuyla; Amerikalısıyla, Rusuyla herkes kendi dertlerine derman aramakla, yada kendilerine ait olmayan modellerden fikirler aşırmakla meşguller.


Batılı dostlarını santim santim takip eden bizimkiler de onların aşırdıkları fikirlerden bir şeyler aşırmaya çalışıyorlar ama maalesef onu da beceremiyorlar.


Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Opr. Dr. Ahmet Hamdi Kepekçi”nin “Baykal’dan inciler” isimli makalesinde, bu durumu açıklıkla dile getirilmektedir. Sayın Kepekçi, makalesinde, “Sayın Baykal, yine Sayın Baş’tan alıntılar yaparak tüketim kesiminin alım gücünü arttırmak için sabit gelirlinin maaşına zam yapılmasını, bazı vergi kalemlerinin kaldırılmasını ve esnafa sıfır faizli kredi verilmesinin gerektiğini söylüyor.” İfadelerine yer vermiştir.

Halbuki bir sistem; bütün maddeleriyle, en ince ayrıntısı gözden kaçırılmadan uygulanmadan zaten sistem olamaz. Sistemden de parça parça alıntılar, asla fayda sağlamaz. “Yarım doktor candan eder, yarım hoca dinden eder” sözü, bu gerçeği dile getirmek için söylenmiştir. İşin aslı, sistemin tamamı; Bağımsız Türkiye Partisi(BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’tadır…


Siyasiler ve ilgililer, bu gerçeği görmezlikten gelmekle; hem kendilerine, hem vatandaşlarına, hem de insanlığa zarar vermektedirler…

Meclis içi siyaset, iş dünyası ve vatandaşlar çaresizlik içinde kıvranırken, Prof. Dr. Haydar Baş, vatandaşların anlayacağı dilden, sosyal bütün problemlere çare sunacak olan “Milli Ekonomi Modelini” anlatmaya gayret etmektedir…


Bu gerçeğe kulak tıkayıp, eskisiyle yenisiyle, takip etmeye çalıştığınız bu siyasilere hesap sormak, gereken derslerini sandıkta vermek dururken, bu güne kadar yaptığınız gibi takım tutma mantığıyla parti tutmaya devam ederseniz, hala bunlara rağbet ederseniz ve hala bunlara oylarınızı verebilecekseniz; kusura bakmayın ama sorun biraz da vatandaşın kendisinde diye düşünüyorum. Haksız mıyım yani?…”Çuvaldızı başkasına batırırken, bari iğneyi de kendinize batırın” da belki böylece gerçek muhasebe ortamını yakalayıp gerekeni yapabilirsiniz….

Uğur Kepekçi-DELİORMANLI... 

ALMANYA RESESYONA GİRDİ...

Posted at 03:32, 2008-Nov-14

 

Almanya'da hükümetin açıkladığı veriler, Avrupa'nın en büyük ekonomisinin resmen resesyona girdiğini ortaya koydu.

Bazı fabrikalar kapanıyor

Alman ekonomisinin yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 0,5 oranında küçüldüğü açıklandı.

Bir önceki dönemde yani yılın ikinci çeyreğinde küçülme yüzde 0,4 civarındaydı.

Makroekonomide reel gayri safi yurt içi hasıla, iki veya daha fazla çeyrek yıllık dönemde arka arkaya azalırsa o ülke resesyona girmiş sayılıyor.

Son rakamlar, ekonomi uzmanlarını şaşırttı. Zira Alman ekonomisindeki daralmanın üçüncü çeyrekte yüzde 0,2 civarında olması bekleniyordu.

Uzmanlar, beş yıl aradan sonra ilk kez ekonomik durgunluğa giren Almanya'da ihracatın önemli ölçüde düştüğünü ve iç tüketimin daraldığını söylüyor.

Geçen hafta Eylül ayında Alman sanayi sektöründe, bir önceki aya oranla yüzde 3,6'lık üretim düşüşü görüldüğü açıklanmıştı.

Federal İstatistik Bürosu yetkilileri, yılın son çeyreğinde de benzer bir tablo görüleceğine dikkat çekiyor.

Bazı uzmanlar ekonomideki kötü gidişin 2009'un ikinci yarısına kadar süreceğini tahmin ediyor.

Bu tablonun, ülkedeki işsizliği daha da artırabileceği kaydediliyor.

Bazı büyük otomotiv şirketleri, talebin azalması nedeniyle üretimi kısma yoluna gitmişti.

Kaynak:BBC.türkish.com.TUNALIM

BİZ DÜNYAYA NASIL KALKINCAĞIMIZI GÖSTERECEĞİZ..

Posted at 06:30, 2008-Nov-3


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Hatay’da “Biz dünyaya savaş ilan etmiyoruz. Biz dünyaya ‘Türk milleti nasıl kalkınacak, onu deklare ediyoruz” dedi.


 BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü kaynaklarıyla büyük bir potansiyel taşıdığını dile getirdi. Buna rağmen, başta tarım kesimi olmak üzere toplumun birçok kesiminin büyük sıkıntı içinde olduğuna işaret eden BTP Genel Başkanı, hükümetin vergi politikasını eleştirerek, şunları söyledi: “Geliri düşük olanlardan vergi almayacaksın. 3 kuruş kazanıyor, 2’sini elinden alıyorsun. Bu adam ne yapsın? Sana vergi mi versin, kendi geçimini mi temin etsin? Biz bunu kaldırıyoruz. 100 bin YTL’nin altında geliri olandan bir tek kuruş vergi almayacağız.”

Vatandaş desteklenecek
Milli Ekonomi Modeli’nde halkın ‘vatandaşlık maaşı, ev hanımı meslek maaşı gibi sosyal devlet projeleriyle desteklenerek tüketim kabiliyetinin artırılacağını ve böylece piyasanın canlandırılacağını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Bu sayede hem millet, hem de devlet kazanacak” diye konuştu.
Türkiye’nin 3 katrilyon doları bulan yeraltı kaynaklarını, Milli Ekonomi Modelinin getirdiği yeni vergi anlayışını ve devletin yıllardır kullanamadığı senyoraj yani piyasadaki mal ve üretimin karşılığı para basma hakkını 3 temel kaynak olarak gösteren Prof. Dr. Haydar Baş “Yaptırmazlar” diyenlere hodri meydan karşılığını verdi. BTP Genel Başkanı, şunları kaydetti: “Millete gidiyorum, halka gidiyorum. Millet bu yetkiyi verecek, AB diyecek ‘yapamazsın’. Millet bu yetkiyi verecek, ABD diyecek ‘yapamazsın’. Hodri meydan. Halep ordaysa, arşın burada. Seçin görelim, bakalım, yapar mıyız yapamaz mıyız? Biz dünyaya savaş ilan etmiyoruz. Biz dünyaya “Evvela Türk milleti nasıl kalkınacak, onu deklare ediyoruz.”

Tarım kesimi zorda
BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş ile vatandaşlar arasındaki sohbetin ana konularından biri de tarım sektörünün içinde bulunduğu darboğazdı. Vatandaşlar hasat mevsiminin sonuna geldiğimiz şu günlerde yaşadıkları sıkıntılara vurgu yaparken Prof. Dr. Baş da partisinin tarım projelerini ve çözüm önerilerini anlattı. BTP Lideri önce hükümetin tarım politikasını eleştirdi, ardından yıllardır izlenen AB ve IMF politikalarıyla tarım ürünlerinin ekilmesinin kısıtlandığına dikkat çekti. Prof. Dr. Haydar Baş, “Revamıdır şimdi bu. Benim güllük gülistanlık arazilerim boş duracak, ben bunlarda istediğimi istediğim kadar yetiştiremeyeceğim. Bana bunları Avrupalı, ABD’li bire 3 fiyatına ihraç edecek” dedi.

Hükümet şeker fabrikalarını peşkeş çekecek
BTP Genel Başkanı, bu sözlerinin ardından AKP Hükümetinin şeker fabrikalarını satma hazırlığına dikkat çekerek, şunları söyledi: “Pancar öldükten sonra şeker fabrikalarını bedavaya satacaklar. Şeker fabrikaları kapandı, çalışmıyor. İşçiler atıldı. Öyle değil mi? Nasıl olsa pancar da yetişmiyor: Ne diyecek hükümet: kardeşim kapalı yerler, makineleri bozuldu, içinin düzeni bozuldu gitti. Bedava fiyatına yandaşlarına peşkeş çekecekler. “    DLİORMANLI.. 


TERÖRE ZEMİN HAZIRLAYAN MİSYONERLERDİR

Posted at 12:10, 2008-Oct-26


Milli Ekonomi Modeli ekseninde Bursa Ovaakça da beşincisi düzenlenen Uluslararası Sempozyumda “terör ve ekonomik krizlere çözüm yolları” hakkında tebliğler sunulmuş, kapanış konuşmasını Prof. Dr Haydar Baş yapmıştı. Bir önceki yazımızda Sayın Baş’ın yaptığı tarihi konuşmadan bölümler aktaracağımızı söylemiştik. Arz edelim;

Bazı aktörlerin Türkiye’de “devlet ile milletin çatışmasını” istediğinin altını çizen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş “Terörün çıkmasında misyonerlerin yeri büyük” olduğunu söyleyerek, 1980’li yılların başında bölgeye yaptığı bir ziyarette tanıklık ettiği bir olayı şöyle dile getirdi:

“O yıllarda Şanlıurfa’ya gitmiştim. Hz. İbrahim’in doğduğu mağara mukaddes bir yerdi, ziyarete açıktı. Biz de ziyaret ettik. Orada saçı, tipi vesaire bize benzemeyen bir insan gördüm. Oradakilere sordum, bana dediler ki, ‘Hocam, bunlar bize İslam’ı öğretiyorlar’. Meğer bunlar burada misyonerlik yapmak için teşkilatlanmışlar. Bir çok defa bunları gördük orada. Siyasileri uyardık ama nafile. Sonuç bugün bölgede yaşadıklarımızdır. Atılan bu tohumlar; milleti bölme, parçalama ve birbirine düşürme tohumlarıdır.”

BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş’ın Şanlıurfa örneğininde dikkat çekmeye çalıştığı, misyonerlik faaliyetlerinin milleti bölme parçalama projesi olduğunu teyit etmek için şöyle bir hatırlamaya çalışalım;

Sayın Baş; AB sevdasıyla başlayan hoşgörü çığırtkanlığının sıradan bir olay olmadığını, yapılan faaliyetlerin misyonerlik olduğunu, bunun ise bir güvenlik sorunu olduğunu defalarca dile getirirken, devletin güvenliği ile alakalı kurumlar faaliyete geçip engel olmadılar. Hafızalarımızı zorlayarak birkaç soru soralım şimdi kendi kendimize;

Misyonerlik faaliyetleri, bu ve benzeri hadiseler ülkemiz topraklarının hemen her yerinde, her memleketinde cereyan etmedi mi?

Demokrasi, özgürlük, insan hakları, hoşgörü, Dinlerarası Diyalog  adları altında yabancılar ve onlara taşeronluk yapanlar; ayrılık tohumları ekmediler mi?

Müslümanların paralarıyla, onların himmet ve gayretleriyle oluşan nice organizasyonlarla samimi gayretler, deniz feneri misali farklı yerlere kanalize edilip, böylece Vatikan’ın ve diğer ayrılıkçı güçlerin ekmeğine yağ sürülmedi mi?

“Dırar mescidi” hükmünde sözüm ona ibadet meclislerinde, Müslüman Türk’ün değerleri ile oynanmasına zemin hazırlanmadı mı? 

Misyonerlerin faaliyetlerine hoşgörü ile bakılması sağlanarak, milletimiz arasına ayrılık tohumlarının ekilmesine fırsat tanınmadı mı?

Ülke toprakları üzerinde açılan kilise evlerinde vatan evlatlarımızın din değiştirmeye varan davranışları sayesinde; milli ve dini bütünlüğümüz tehlikeye atılmadı mı?

Bazılarına göre sıradan olaylar gibi gelen misyonerlik faaliyetleriyle, milletimizin arasına ekilen ayrılık tohumları sayesinde gelinen durum meydandadır.  
Şimdi ahu vah etme zamanı değil; yanlıştan dönme zamanıdır. Teröre zemin hazırlayan misyonerler ve onlara yataklık edenler, mutlaka kanunlar karşısında hesap vermelidir.


Uğur Kepekçi--DELİORMANLI...

PERDE ARKASINI GÖRMEZLİKTEN GELEREK TERÖR ÖNLENMEZ

Posted at 11:42, 2008-Oct-10

 


BTP Genel Başkanı Prof. Dr.. Baş, Türkiye’nin yıllardan beri boğuştuğu terörün ve Aktütün karakoluna yapılan menfur saldırının üç–beş çapulcu işi olmadığına dikkat çekti.

BTP Genel Merkezi’nden yapılan açıklamada Prof. Baş, Aktütün’de şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, yüreklerine ateş düşen kederli ailelerine ve Türk milletine başsağlığı diledi.

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş mesajında şunları kaydetti:

“Terör konusu, bir devlet ve millet meselesidir. İşin Türk ekonomisinin çöküşüne bakan yanı vardır. Devlet kurumları arasında ve devlet–millet bütünlüğündeki dalgalanmalara bakan tarafı vardır. Terör meselesinin, bölgemize yönelik BOP projesine ve Avrupa Birliği’ne körükörüne uyuma bakan tarafı vardır. Hepsi kadar önemlisi, ülkemiz ve bölgemiz üzerinde iştah kabartanların, Türkiye’mizi diledikleri istikamete sürükleme hesapları vardır. Terör belasının, bütün bu çeşitli yönlerini ele alarak köklü çözümler bulmak, bugün, dünkünden daha zaruri bir hal almıştır.”

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş “Terör konusunda da, Türkiye çözümsüz değildir; yeter ki milli bir devlet politikası, milli bir ekonomi politikası, milli bir Sosyal Devlet projeleri icraata konsun. BTP, bu hususta hazırlığı olan tek siyasi partidir. Yeter ki, gelişmeleri sağduyu ile, akl–ı selim ile ve basiretle ele alıp, birlik ve beraberliğimizi koruyalım” diye konuştu.

Prof. Baş, mesajını “Tarihte olduğu gibi bugün de milletimizin azim ve kararlılığı, başta terör olmak üzere her türlü siyasi ve ekonomik sıkıntıların üstesinden gelecek kudrettedir. Aktütün karakoluna yapılan menfur terör saldırısında şehit düşen evlatlarımıza Yüce allah’tan rahmet, gazilerimize acil şifalar, kederli ailelerine ve Yüce Türk milletine başsağlığı dilerim” sözleriyle noktaladı.

TERÖRÜN KARŞISINDA SADECE BTP DURABİLİR

       BTP dışındaki siyasi partilerin terörün karşısında durmalarının mümkün olmadığını dile getiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Çünkü bu partilerin projeleri, yani silahları yok” dedi.

Birlik olmazsa olmaz

Bağımsız Türkiye Partisi’nin (BTP) Milli Ekonomi Modeli ile küresel taarruzları dize getireceğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, “Kendi projesi, yerli bir çözümü ve milli bir çaresi olmayan partiler, silahsız asker gibidirler. Bunlar, ne AB’nin, ne ABD’nin, ne de bir başka küresel gücün baskı ve taarruzlarına karşı durabilirler. Irak’tan ülkemize sıçratılan terör ateşinin arka planında bu tıkanıklık ve çözümsüz siyaset vardır. Bu baskı ve taarruzları karşı durabilecek tek parti BTP’dir. Bütün bu taarruzları karşısında siville askerin, devletle milletin bir ve beraber olması şarttır. Hem bu birliği sağlayacak, hem de ortaya koyduğu plan ve projelerle Türkiye’yi içinde bulunduğu kötü durumdan çıkaracak tek oluş, Bağımsız Türkiye Partisi’dir” dedi.

Böyle gaflet olur mu?

AKP iktidarının körü körüne AB ve ABD’nin peşine takılma politikası nedeniyle kuzey Irak’ta bir Kürt devletinin kurulduğunu dile getiren Prof. Dr. Baş, bölgenin okyanus ötesinden gelen gücün barınağı haline geldiğini bildirdi. Kuzey Irak’taki Kürt devleti ile oradaki PKK yuvalarının temelinin 3 Nisan 1991’de ABD’nin Birleşmiş Milletler kararıyla Çekiç Güç’ü kurmasıyla atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: “Çekiç Güç bir çeteydi. Bu çete PKK’yı korudu. Şimdi siyasi iktidar ‘o çeteyi kuran’ iradeye diyor ki, ‘gel, bu terör işini halledelim’. Böyle gaflet olur mu?”

DELİORMANLI...

BATININ DA KURTULUŞU MİLLİ EKONOMİ MODELİ'NDE

Posted at 12:16, 2008-Oct-7

 

 

..


BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, İstanbul Sultanbeyli’de, sadece Türkiye’nin değil aynı zamanda Batının da kurtuluşunun Milli Ekonomi Modeli’nde olduğunu söyledi.

Ramazanın başından itibaren her gün bir ilde düzenlenen iftara katılan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr Haydar Baş, ikinci kez İstanbul’daydı. Daha önce Çatalca’da vatandaşlarla oruç açan BTP Genel Başkanı, bu kez İstanbul’un Anadolu yakasının hızla gelişen ‘problemlerle yüklü’ ilçesi Sultanbeyli’de vatandaşlarla biraraya geldi. Düzenlenen iftar programına BTP Genel Başkanı parti kurmaylarıyla katıldı. Çok sayıda vatandaşın katıldığı programda ilk sözü BTP kurmay heyetinde yer alan akademisyenler aldı.

Bu sofralar nadir

BTP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ata Selçuk, böyle iftar sofralarının artık nadir hale geldiğini dile getirerek, “Herkes bir papaz bulup, ona dua ettiriyor. Herkes papazı buluyor. Papazı bulanlar devleti düşünecek değil. Bunun neticesinde topraklarımız satılıyor, kanunlarımız Avrupa tarafından dikte ettiriliyor” dedi.

Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu da, yapılan özelleştirmelere dikkat çekerek, “Aslında yapılanlar özelleştirme değil, yabancılaştırmadır. Memlekete gelir sağlayan kamu kurumları yabancılara peşkeş çekilmiştir” diye konuştu.

Gerçek reçete yazılmıştır

Prof. Dr. Metin Tulgar da, “elektriğe, doğalgaza zam, işçiye, memura zam yok” dedi. Toplumun bu kesimlerine zem yapılması halinde ekonominin batacağını savunanlar olduğunu hatırlatan Tulgar, gerçek reçetenin Prof. Dr. Haydar Baş tarafından yazıldığını vurguladı. Tulgar “Bu reçeteye uymak lazım, aksi takdirde hastalık düzelmez” dedi.

İşi ehline vermek lazım

Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu da, mevcut iktidarın ülkenin sorunlarını çözemediğine işaret ederek, “Şimdi Başbakana sesleniyorum. Bu millet size en üst makamlara taşıdı. Ancak meseleleri çözemediniz. Siz gerçekten samimi iseniz yapacak tek bir şey kalmıştır. İşi yapana, ehline teslim etmeniz lazım. Bu da bir hizmettir. Buyur Hocam gel demeniz lazım” dedi.

“Sizin partiniz BTP’dir”

Akademisyenlerin ardından kürsüye BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar baş geldi. Konuşmasında Milli Ekonomi Modeli’ni ve modelde yer alan Sosyal Devlet projelerini tek tek anlatan Prof. Dr. Haydar Baş “Sizin partiniz çözüm partisi olan BTP’dir” diye konuştu.

BTP Genel Başkanı, “Bu Sultanbeyli’de oturan annelerim, kızlarım, gelinlerim: sizin bir tane partiniz var. O da BTP’dir. Niye? Size maaşı verecek olan kim? BTP’dir.”

Sürekli büyüme şart

Sürekli büyüme sağlanmaz ise ekonomi durağanlaşır, bunun sonu ise çöküştür” diyen BTP Genel Başkanı, dünya piyasalarındaki krizin nedeni olarak da bunu gösterdi. Bu kanunun sonucu olarak bütün Batının batmasının kaçınılmaz olduğuna işaret eden Prof. Dr. Baş, “Kimsenin kuşkusu olmasın. Hollandalı bilimadamının dediği gibi Batının da kurtuluşu Milli Ekonomi Modeli’ndedir. Bunun dışında çözümleri mümkün değil” dedi. 

http://www.btp.org.tr/index.php?sayfa=icsayfa&sirano=1556
TUNALIM 


''İNSANLIK MAAŞI''

Posted at 09:04, 2008-Oct-5


Dünya ekonomilerinin çöktüğünde artık herkes hemfikir… Ötesi–berisi kalmadı; sosyalizmden sonra kapitalizm de iflas etti. Bakmayın Türkiye’deki aymazların kendilerince gevelemelerine; bizzat liberal kapitalizmin küresel öncüleri, batışlarını kendi ağızlarıyla itiraf ediyorlar.
Dünya böyle de Türkiye’nin havali farklı mı?!
Hayır… Bankacılık sektöründen sermaye hareketlerine, ithalat–ihracat rejiminden tarım ve sanayisine, peşkeşe dönüşmüş özelleştirmesinden müflis Sosyal Güvenlik sistemine kadar her şeyiyle liberal kapitalizm düzenine yamanmaya çalışan Türk ekonomisinin ahvali, çökmüş ve çökmeye devam eden liberal kapitalizmin kalelerinin akıbetinden farklı olabilir mi?
Akıl var, hesap var, matematik var; olamaz. 2 kere 2, nasıl dört ediyorsa; liberal kapitalizmin kaleleri olan ABD, Almanya, Japonya vs… ekonomileri nasıl çöküyorsa, Türk ekonomisi de öyle çöküyor. Kimse, bu gerçeği saklayamaz, örtemez.
Maharet, batarken batışı görmek değil veya batarken işte batıyoruz demek değil… Bu ancak karahaber tellallığı olur. Dünyada bunu yapan çok… Bizdeki aymazlar, o kadar kör ki, hala bu “büyük batış”ı dahi göremiyorlar yahut görmezlikten gelmeye çalışıyorlar… Anlayın seviyelerini!
Maharet, bu büyük batışı yıllar öncesinden öngörebilmek ve insanlığın önüne reel bir model koyabilmektir. BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş bey işte bunu yaptı. Sosyalizmin de, kapitalizmin de çökeceğini yıllar öncesinden öngördü; buna mukabil insanlığın ve Türk milletinin önüne çözüm koydu, model koydu, çare sundu. İlim ve fikir haysiyeti taşıyan dünyanın gözde ve sayılı yüzlerce bilim adamı ve ekonomistleri, bu model ve projeleri baş tacı yaptılar.
Pek çok bağlamdan kapitalizmin batışına dair öngörülerde bulunmuştu Prof. Dr. Baş. Ancak, insanlığı önüne katıp sürükleyen ve kendisi battıkça insanlığı da batıran liberal kapitalizmin tıkandığı, battığı ve batacağı en önemli noktalardan biri, üretim ile ve üretici kesimle ilgili değil, bizzat tüketim ve geniş tüketici kesimdir, kapitalizm bu noktadan batacak, teşhisini yapmıştı yıllar önce… Geniş tüketici kesimin can çekiştiği bir dünya veya Türkiye ekonomisi, adı–sanı ne olursa olsun batmaya mahkumdur, demişti.
Bu yaklaşım, üretimi bir tarafa bırakmak veya üretici kesimi kenara itmek değildir; bilakis tüketici kesimi ayağa kaldırmak, üretici kesime müşteri ve pazar oluşturmaktır. Nitekim Prof. Dr. Baş, ekonomi modelini ve projelerini tüketim eksenli bir analizle ortaya koydu. Bu bağlamda pek çok projenin yanı sıra, vatandaşlık maaşını ve ev hanımlarına maaşı projelendirdi. Bu maaşın matematiğini ve kaynaklarını gözler önüne serdi.
Ülkemizin güzide iktisatçılarından Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Palamut Hoca, bu maaş bir “insanlık maaşıdır” diye nitelendirmişti.
Bugün Türkiye’de de, Amerika’da da, Almanya’da da, Japonya’da da geniş tüketici kesimi işte bu “insanlık maaşı”na muhtaçtır.
70 milyon Türk insanından, 60–65 milyonluk dar gelirli tüketici kesimi, bu vatandaşlık maaşına muhtaç haldedir. Hatta yaşanan şu kriz sürecinde birçok fabrikatör ve sanayicimiz bile, Prof. Dr. Baş’ın bu vatandaşlık maaşına, Prof. Dr. Palamut hocanın deyimiyle bu “insanlık maaşı”na muhtaç hale gelmiştir.
Toplumuna ve insanlığa bu asgari yaşam standardını çok görerek geniş tüketici kesimini bu kabil “insanlık maaşı”ndan mahrum eden ekonomi anlayışları, her yerde batıyor, çöküyor, dahası dünyayı da çökertiyor.
Bu müflis anlayışa bağlı ve bağımlı Ankara’daki ekonomi yönetimi de, Türk milletini perişan ediyor, Türk ekonomisini batırıyor, Türk vatanını ve kaynaklarını kelepir fiyatına ecnebilere satıyor. Bu böyle gitmez… O halde, bu batıştan kurtulmanın tek yolu, pek çok dünya devletinin döndüğü gibi, Prof. Dr. Baş’a ve onun Milli Ekonomi Modeli’ne dönmektir. Prof. Dr. Baş’ı işbaşına getirmektir. Gerisi, kim ne derse desin, iflastır, kaostur, batıştır…


M.Emin Koç--
DELİORMANLI..

ZİLLET TÜRK MİLLETİNİN KADERİ DEĞİLDİR

Posted at 01:29, 2008-Sep-11

 

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “Türk milletinin kaderi çile, fakirlik, düşkünlük ve zillet değildir. Kalkınmaktır, büyümektir ve daha da büyümektir” dedi.

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın Güneydoğu’dan başladığı iftar turunda ikinci adres Gaziantep oldu. Gelişinde uzun bir araç konvoyuyla karşılanan BTP Genel Başkanına Araban ilçesine vatandaşların ilgisi büyük oldu. Prof. Dr. Baş, iftar yemeğinin ardından programa katılan vatandaşlara hitap etti ve konuşmasında ülkemizde yaşanan sorunlara dikkat çekti. BTP Genel Başkanının ağırlıklı olarak üzerinde durduğu konuların başında tarım geliyordu.

 

“Türk tarımı son yıllarda adeta bitme noktasına geldi” diyen Prof. Dr. Baş konuşmasında Türk tarımı üzerine oynanan küresel oyunları açıkladı. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Sevgili arkadaşlar bunlar tarım kesimine hiçbir şey veremez. Hayvancısına hiçbir şey veremez. Niye veremez biliyor musunuz? Çünkü Avrupa Birliği ile akitleşme yaptılar, sözleşme yaptılar. Avrupa Birliği bunlara diyor ki; “Türkiye tarım ülkesidir, bu tarım ülkesinin yetiştirdiği mamulleri siz dünya pazarına süreceksiniz. -Bu nedir? Buğdaydır, mısırdır, yulaftır arpadır hatırınıza ne geliyorsa- Ürünlerinizi bu pazara sürdüğünüz zaman hem ABD’nin hem bizim rakibimiz olursunuz. Burası bizim pazarımız. Bu dünya bizim pazarımızdır. Biz sizi bu pazara koymayız. Sen hem Avrupa Birliğine ortak olacaksın, hem de benim pazarımı elimden alacaksın.” Bunun üzerine bizimkiler onlara, “o halde ne yapalım?” diye sordular. AB de “Tarımdan vazgeçin” dedi. Bizimkiler “ama bizim insanımızın yüzde 35’i tarım bölgesinde” deyince. AB, “o zaman bunu yüzde 15’e indirin” direktifini verdi.”

Üreticiler perişan edildi

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Gaziantep’in Araban ilçesinde kalabalık bir vatandaş topluluğuna yaptığı konuşmada, “Türk çiftçisinin yaşadığı sıkıntılar asla tesadüf değil, bilinçli bir politikanın eseridir” dedi. “Tabii ki üreticiye bu topraklardan git diyemezler, bunun yolu, üreticiyi perişan etmektir” diyen BTP Genel Başkanı şöyle konuştu:

“Gelse siyaset size, “Araban’ı terk edin bakalım. Burada siz ne hayvan yetiştirebilirsiniz, ne pamuk yetiştirebilirsiniz, ne buğday yetiştirebilirsiniz ne mısır yetiştirebilirsiniz, size bunu yasaklıyorum” dese Arabanlı olarak ne yaparsınız? Herkes silahını alır caddeye koşar. “Vay ulan bu adam elimizdeki hak ve hukuku alıyor, bizi yerimizden yurdumuzdan ediyor” demez misiniz? Ha şimdi bunlar bunu yapacağı yerde yapmadılar ve “böyle yaparsak biz suçlu duruma düşeriz. E ne yapalım? Bunun buğdayına, üzümüne, mısırına ve şeker pancarına para vermeyelim. Bunlara aynı zamanda tahditler koyalım. Onlar istese de istemese de geçinemedikleri için o toprakları terk edecekler ve de bedava fiyatına satacaklar biz de rahat edeceğiz onlar da rahat edecekler” dediler.”

Bu milletin kaderi çile değildir

Tarım ve başta olmak üzere yaşanan tüm ekonomik sıkıntıların çözümünün dört ayrı uluslararası kongre ile tüm dünyaya deklare edilen kendisine ait Milli Ekonomi Modeli’nde olduğunu söyleyen BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, “biz plan ve projelerimizle hazırız” diyerek Gazianteplilerden sadece bir dönem için destek istedi. Prof. Dr. Haydar Baş şunları söyledi: “Bu milletin kaderini artık çile olmaktan kurtaralım. Bu milletin kaderi çile, fakirlik, düşkünlük ve zillet değildir. Kalkınmaktır, ileri gitmektir büyümektir ve daha da büyümektir”

[10.09.2008] DELİORMANLI...

 
İCAZETİ MİLLETTEN ALIRIZ
ABD, AB ve IMF’den icazet alanlar ülkenin sorunlarını çözemezler diyen Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş “biz diğer partilerden farklı olarak icazeti ABD ve AB’den değil sizden istiyoruz” dedi.

 

Ramazan ayını …


İKİ ANAHTAR BTP’DE

 

Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye’nin sorunlarını çözecek iki anahtar gösterdi: Milli Devlet, Sosyal Devlet ile Milli Ekonomi Modeli.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, eko…

  • ELEKTRİKTE İPLER YABANCININ ELİNDE
  • BEDAVA ELEKTRİK HAYAL DEĞİL
  • TÜRKİYE BTP İKTİDARINDA CENNETE DÖNECEK
  • BİN KERE DÜŞÜNÜP BİR ADIM ATMALIYIZ
  • TÜRKİYE’NİN KAYNAKLARI BÜTÜN DÜNYAYI BESLER
  • HER GECEYİ KADİR GECESİ BİLELİM
  • E-bulten okunmuyorsa lutfen dil ayarlarinizi UTF8 yapiniz yada linke tiklayiniz.
     
    BTP’ye uye olmak icin : http://www.btp.org.tr/uyelik.php
    E-bülten listesine kayit : http://www.btp.org.tr/postalistesi.php
    iletisim : [ basin @ btp.org.tr ]

    GEÇMİŞ İLE ÖĞUNMEK,GELECEĞİ KURTARIRMI ?..

    Posted at 12:11, 2008-Aug-25

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tarihinde olmadığı kadar dışa bağımlı bir hale dönüşmüş, tabir yerinde ise; “başkalarının havası ile üflenerek şişmeye devam eden, patlayacağı günü bekleyen bir balon halini almıştır.”
    Küresel senaryoların egemen olduğu; siyasetinden ekonomisine, iktidarından muhalefetine, kültüründen dini anlayışına varıncaya kadar hemen her sahada, dışa bağımlılık gözle görünür bir haldedir.
    Milli düşünce, milli siyaset, adeta rafa kalkmış, vatandaşın günü kurtarmaktan başka hiç bir arzusu hedefi kalmamış, işin en acı tarafı da insanlar gelecekten umudunu kesmiştir. İnancını imanını kaybetmemiş; “çıkmamış candan umut kesilmez” düşüncesinde olan bir avuç gerçek vatan ve millet sevdalısı, “milli ve dini bütünlüğü” esas kabul edenlerden başka da bu işin sahibi kalmamıştır.
    Sokaktaki vatandaşın gündemi, davranış ve düşünceleri kaygılarımızı derinleştirmektedir.


    Kimileri, yaşadığı sıkıntıların boyutundan olsa gerek ki; gelecek adına hiçbir umudu kalmamış..!
    Kimileri, günü kurtarmaktan başka hiçbir derdi olmayan, “bu gün karnım doyduysa gerisi angarya” deyip, helal haram ayırt etmeden kendince bir yaşam tarzı benimsemiş, günü yaşamakla meşgul..!
    Kimileri, bir zamanlar kendince doğru bildiği bir mücadelenin içine girmiş, yorulmuş, yıpranmış, bezmiş ve bir kenara çekilmiş..!
    Kimileri, ABD ve AB imanı ile bütünleşmiş, hakim güç(haşa ilah) konumunda ona tabi olmuş..!
    Kimileri, ne yargıya, ne askere, ne devlete, ne millete inancı kalmamış, düşünce kabiliyetini dahi yitirmiş, çaresizlik içinde..!
    Kimileri, “gün bugündür” deyip, vurgun, soygun, haksızlık peşinde..!
    Kimileri, doğru olmayan bir iman ve düşünce içerisine girmiş, (dinden çıkmış haberi bile yok) yanlışlar içinde, yanlış tefekkür ve yanlış tevekkül peşinde..!
    Kimileri de var ki; “geçmişi ile övünmek” peşinde..!

    Örnekleri çoğaltmaktan ziyade, “geçmiş ile övünmek” hakkında birkaç söz sarf edelim;
    Millet olarak gerçekten de övünülecek bir tarihi geçmişe sahibiz…
    Dünyada Türk varlığı oluştuğundan bu yana, her zaman tarihe yön vermiş, tarihe altın harflerle yazılacak şanlı işler yapmışız. Her zaman doğrunun, haklının, mazlumun yanında yer almışız.
    Çağ açmış, çağ kapatmışız. En olumsuz şartlarda bile aleyhte olan durumları lehimize çevirmişiz. Bunlar doğru…

    Memleketimizde bazı insanlar var ki; milletimizin bu şanlı geçmişinin, geleceğimizi kurtaracağı kanaatinde olup, geleceği kurtarmak adına mücadeleden çok, haksız bir umut ve kanaat peşindedirler.
    Bu düşüncede olan arkadaşlara şunu peşinen söylemek lazım ki; “kimsenin geçmişi, geleceğini kurtarmaya yetmez.” Ancak; geçmişten ders alıp, geleceği ona göre şekillendirmek, ona göre taktik ve mücadele geliştirmek sayesinde, geleceğin kurtulma ümidi vardır.

    İktidar sahiplerinin; yöneten ve yönetilenlerin gittiği bu tarzla, “yola devam”(!) edildiği taktirde, gelecek hakkında umut beslemek, boş bir hayaldir. Geçmişte bir çok kavimin helak sebebi olan fiil ve davranışların(faiz,zina, adam öldürme, devlet malına tecavüz,gasp,hırsızlık,dinsizlik) giderek çoğaldığı, haksızlığın had safhaya vardığı bir toplumu, geçmişinin temizliği ve asaleti asla kurtaramayacaktır. Kurtuluş; bu davranışların ortadan kalkmasıyla ve tarihteki asil davranışlara tekrar dönmekle mümkündür.
    Gerisi lafı güzaftır, vesselam..!

    Uğur Kepekçi-DELİORMANLI...


    BU DÜNYADA TÜRK OLMAK !…

    Posted at 01:29, 2008-Jun-2

     

     002hartavebayrakcopy3fi1fe4ah Bu dünyada Çözümsüzlük diye bir terim, Müslüman Türkün kitabında olmayan bir ifadedir. Sağlam bir inanç temeline dayanan yüce milletimiz, tarihin en karanlık dönemlerinde, en içinden çıkılmaz badirelerde bile zoru başarmıştır. Hedefe varmak için dağları yol etmiş, denizler aşmış, denizlerin bittiği yerde gemileri karadan yürütmüş, yüzlerce kilo ağırlığında top mermisini tek başına namluya sürmüş, birkaç saniye sonra öleceğini bile bile düşmanın üzerine atlayacak kadar ölüme susamış bir milletin evlatlarıyız. Ondandır ki bizim kitabımızda çözümsüzlük yoktur. Çarelerin bittiği sanıldığı bir anda ölürüz ama, yeniden doğarız.'' Biz Türk Milletiyiz. ''                                                                                                                                                                       Osmanli'nin borcunu odemektir, hovarda babanin borcla yasayan evladi gibi.
    Kosova'da ve Bosna'da, Bati Trakya'da ve Makedonya'da, bilmem kac asir gecmiste kalan meselelerin hesabini vermektir,Türk olmak.

    Turk olmak,
    Kibris'ta, Hocali'de, Anadolu'da ve Balkanlar'da soykirima ugrayip, yapmadigin soykirimla suclanmaktir.

    Turk olmak,
    lisaninin Avrupa'da yasaklanmasidir ve yine Turk olmak kendini anlatamamaktir.
    Avrupa'da hor gorulmek Turk olmaktir, atalarin bir suru asir once Viyana'yi kusattigi icin …
    …ve hos gorulmemektir, sadece kusatip, Napolyon gibi butun Viyana'yi yakmadigi icin.

    Turk olmak,
    Selanik'te Pontus Aniti'nin, Viyana'da cignenen yeniceri minberinin ve Malta'da papazin uzerine bastigi Turk bayragi heykelinin onunden gecmektir.

    Turk olmak zordur, cetindir ve eziyetlidir.
    Uc kitadan donup, bir kucuk yarimada da misafir muamelesi gormektir.
    Sayisiz imparatorluk kurmak Turk olmaktir, ayni zamanda sayisiz imparatorluk yikmak da Turk olmaktir.

    Turk olmak,
    Arabaya kosulan ilk atin vataninda, ilk yazili antlasmanin imzalandigi yurtta, yazinin bulundugu, paranin icat edildigi, her metrekaresinden bereket fiskiran bu yurtta… kalkinmak icin yabanci sermaye beklemektir.

    Turk olmak;
    Troya'dan bu yana, Sumer'den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, butun zamandan damitilarak gelen yuksek degerlerine ragmen, bir haftalik hafiza ile yasamaktir.

    Dogu Roma'yi da Bati Roma'yi da yikip, yeni Roma olan AB'ye girmeye calismaktir Turk olmak.
    Türk'ün dirilişi Milli bir ekonomiyle ulur diyenlere inat,küresel güçlere alkış tutmaktır .
    Turk olmak,
    Mostar'da koprudur,
    Kerkuk'te kaledir,
    Istanbul'da Kizkulesi'dir,
    Anadolu'da bugdaydir,
    Cukurova'da pamuktur,
    Ege'de tutun,
    Karadeniz'de findik,
    Trakya'da aycicegidir.

    Turk olmak,
    Canakkale'de olmektir.
    Canakkale'de olmeden once dusmana su vermektir, onun yaralisini sirtinda kendi hastanene tasimaktir.
    Dusmanin ardindan rahmet okumak, kanlindan helallik almaktir.

    Sabahlari odana rahmet dolsun diye, cami acmaktir. Kar yagdiginda kayak yapmayi degil, evsizleri dusunmektir.
    Balkon kosesine kuslar icin, kisin ekmek kirintisi, yazin su koymaktir.
    Yagmura rahmet, kara bereket diye bakmaktir.

    Turk olmak,
    harap bir ulkede, zengin ulkelerin mustemlekeligini reddedip…
    tahtadan kilic ve ipten uzengi ile…
    paylasacak ve sahiplenecek tek varligi fakirlik olmasina ragmen…
    yedi duvele meydan okumaktir.

    Turk olmak,
    askere davul-zurna ile ugurlanmaktir…
    belki de donmeyecegini bilerek.
    Turk olmak,
    annenin ardindan" bir oglum daha olsun, onu da gonderecegim" demesidir.
    Babanin gozyaslarini tutarak, tabutuna son kez dokunurken "vatan sag olsun" demesidir.

    Turk olmak,
    "Turk cayinda radyasyon olmaz" yalanlari ile, "gusul abdesti alana aids bulasmaz" dolanlari ile yasamaktir.
    Her hukumetin enkaz devraldigi, ama asla ardinda enkaz birakmadigi ulkede olmaktir.

    Turk olmak,
    ecdadin yasadigi kitliktan dolayi, cayin yaninda gelen sekerden fazla olani garsona geri vermektir. Ayni nedenle Turk olmak, yemegi ziyan etmekten korkmaktir.
    Goz hakkina, dis kirasina saygidir, Turk olmak.
    Evindeki bir kap asin yarisini tanri misafirine vermektir.
    Kendi yerde, misafiri dosekte yatirmaktir Turk olmak.

    Turk olmak,
    milli macta aglamaktir.
    Ayhan Isik'a, Belgin Doruk'a asik olmaktir.
    Turk olmak,
    askini olesiye sevmektir.
    Aski icin olmektir, oldurmektir.
    Sevdiceginin elini bir kez tutamadan topraga girmektir.
    En guzel ask siirlerini yureginde hissetmektir.
    Eskiyaya turku yakmaktir, Turk olmak.

    Milletine sovmektir, ama baskasina sovdurmemektir, Turk olmak.

    Turk olmak
    Yunus'u bilmektir, Asik Veysel'i sevmektir.
    Mevlana'yi, Haci Bektas-i Veli'yi ve Hoca Yesevi'yi…
    -tek bir satirini okumasa da-
    yureginde tasimaktir.

    Turk olmak,
    saz caldiginda, ney uflendiginde, kos dovuldugunde ve kaval caldiginda yureginin derinlerinde bir sizi sezmektir…bir de Yemen Turkusu'nde…

    Hayatin sana verdiklerine "nasip", vermediklerine "kismet" demektir.
    Her isin "hayirlisina" inanmaktir ve "felege" kufretmektir
    ve aglamamak icin…
    cok gulmekten cekinmektir.

    Turk olmak,
    Asya'da batili, Avrupa'da dogulu diye tepki gormektir.
    Irk sozunu bilmeden yasamak, yaradilani Yaradandan oturu sevmektir.

    Magazin programlari ile dizilerin arasina sikissa da, silkinip uzerindeki olu topragini atabilmektir.
    Turk olmak,
    mahalle maci icin ayni saatte, on kisi bulusamazken, milyon kisinin bir araya gelmesidir. Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kisinin kavga etmeden gosteri yapabilmesidir.

    Turk olmak
    en zayif gununde bile dunyaya meydan okumak, en dertli gununde bile her ufunetin bir safakta bitecegini bilerek tevekkul gostermektir.
    Zor istir Turk olmak.

    Turk olmak,
    Anadolu'da her dusen yagmur damlasina hamdetmek, her cikan basak icin sukretmektir.

    Turk olmak,
    medeniyetler besigi Anadolu'da dik durabilmektir. DELİORMANLI...


    EY EHLİ VİCDAN DUYUN BU SESİ

    Posted at 08:35, 2008-May-15

     

    e17929cd-3831-4816-8789-20fe77739550_t 
     
    Ülkemiz gerek içte gerek dışta sürekli kan kaybetmeye devam ederken, küresel güçler; medya desteği ve AB destekli sivil toplum örgütleri vasıtasıyla vatandaşı yanlış yönlendirerek iyimser hava estirip, adeta sahte cennet senaryolarıyla milletimizi aldatmaya devam etmektedirler. Huzursuzluk sadece ülkemizle de sınırlı olmayıp, batısından doğusuna bütün dünyaya yayılmış vaziyettedir.
                                                    
    Osmanlı’nın cihan hâkimiyetinin sona ermesinden bu yana, insanlık ailesinin yüzü bir türlü gülmedi. Hayatı kan, zulüm, işkence ve işgallerle geçti. Haçlı ruhunun küreselleşme adı altında maskesini değiştirdiğinden bu yana; zulüm ve açlık insanlığın arkadaşı olmuştu.
    Genelde dünya insanlığı, özelde Türk Milleti, Haçlının yerli ve yabancı güçleri tarafından kuşatılmış, can damarları kurutulmuş, ayakta duracak mecali bile kalmamıştı.
    Onu bu sefaletten kurtaracak bir sesi, bir soluğu hep bekledi durdu…
    Halkımızın, “ne olacak halimiz?” dediği zamanda duydukları sesler hep; malum seslerdi:
    “AB olmazsa olmaz”
    “ABD dünyanın en hâkim gücüdür o istemeden hiçbir şey olmaz”
    “IMF ile kamçı yemeden, bir ortak gibi çalışacağız”
    “AB uyum yasalarının dışında bir şey düşünemeyiz”
    “Kenar ülke konumuna düşmemek için AB ile bütünleşmek zorundayız”
    vs…
                                                    
    Eğitimden sağlığa, ekonomiden siyasete, hatta günlük yaşantımıza varıncaya kadar her şeyimiz; dışarıdan estirilen rüzgârlarla tarumar edildi. İnsanımız adeta sindirilmiş bir vaziyete dönüştürüldü.
    Yaban ellerden gelen telkinlerle sanki hipnoz edilmiş insanımız, kendi benliğini kimliğini dahi tanımaz bir hale düşmüş; canından bezmiş bir haldeydi.
    İnsanımız öyle bir hale düşürülmüştü ki küresel güçlerin dışında hiçbir çözüm olmadığına inandırılmıştı.
                                                    
    Hayatını insanlığın hizmetine adayan bilge insan Prof. Dr. Haydar Baş milletimizin bu durumuna duyarsız kalamazdı. Gecesini gündüzüne katarak şahsına münhasır bir model olan “Milli Ekonomi Modelini” hazırladı. “Durun, buralar çıkmaz sokak” diyerek gerçek çözümün adresinin “Milli Ekonomi Modeli” olduğunu gösterdi.
    Evet, insanlığın beklediği ses, bu ses işte…
    Dünya çapında bilim adamları, Prof. Dr. Haydar Baş beyin bu sesine kulak verip, onun bu tezini deklere etmektedirler.
    Bilim adamları düzenlenen 4 Uluslararası Kongreyle; “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Mille Devlet” tezini dünyaya haykırdılar. Vatandaşımızın bu fırsatı değerlendirmekten başka yolu kalmamıştır. Sadece Türk milletinin değil, bütün insanlığın sosyal sıkıntılarına son vermek istiyorsanız;
    Ey ehli vicdan, duyun bu sesi..!

    DELİORMANLI...Klipklak,izleyiniz
    YENİ DUNYA DUZENI
    Milli Ekonomi
    ÖZLÜ SÖZLER

    TÜRKİYE BU DURUMA NASIL GELDİ?..

    Posted at 07:33, 2008-Apr-24


                                

       Buraya nasıl geldiğimizi kısaca açıklamak istiyorum. Bildiğimiz gibi Atatürk Kurtuluş Savaşını kazandıktan sonra İzmir Milli İktisat Kongresini toplamış ve orada bir konuşma yaparak, “Ekonomik bağımsızlığı olmayan bir ülkenin siyasal bağımszlığının da  olamayacağı”nı söylemiştir. Önce 1923-1930 yılları arasında liberal ekonomi politikası uygulanmış fakat üretim düşmüş, ihracat ve ithalat büyük ölçüde azalmıştır. Bunun üzerine devlet ekonomiye girip her şeyi yapmaya başladı ve 1933-1937 yılları arasında sanayinin çeşitli alanlarında 11 KİT açıldı(Dikbaş, 2005). Hatta 1925 yılında Kayseri’de bir uçak fabrikası da kuruldu(Aydoğan, 2006) T.C., bu dönemde % 9 kalkınma hızını yakalamış, denk bütçe yapılarak dış ticaret açığı ortadan kaldırılmıştır(Boratav, 2006).

    Bana göre Türkiye Cumhuriyeti  1938 yılından itibaren yavaş yavaş tasfiye edilmeye başlanmıştır.  Şöyle ki, 1938’de Cumhurbaşkanı seçilen İnönü, Atatürk’ün resimlerini paralardan, devlet dairelerinden kaldırarak onun yerine milli şef sıfatıyla kendi resimlerini koydurmuştur. Atatürk bağımsız bir politika takip etmesine rağmen 1939 yılında Türkiye, İngiltere ve Fransa ile üçlü ittifak anlaşması yaparak Batı’ya bağlanmış 24 Ekim 1945 kurulan BM ‘e üye olmuştur. Türkiye, 1945 yılında ABD’nin isteği üzerine çok partili hayata geçmiş ve sayısını bilemediğimiz çok sayıda ikili anlaşmayı ABD ile yapmıştır(Aydoğan, 2006). Ayrıca 100 milyar dolar dış ticaret fazlası varken 1947 yılında IMF ve Dünya Bankasına üye olmuştur(Boratav, 2006). Böylece Atatürk döneminde kazanılan ekonomik bağımsızlık kaybedilmeye başlamıştır.

    1939’daki genel seçimlerde İnönü, Atatürk’ün  arkadaşlarının listelere almazken Atatürk’e karşı olanların tamamını milletvekili yapmıştır(Aydoğan,2006).Ayrıca başta Mareşal Çakmak olmak üzere Atatürk’ün  subaylarını emekli etmiştir(Türköne, 2003).

    1942’de her türlü dini yayını yasaklanırken(Tanyu, 50-60),  1949’da Ankara’da bir İlahiyat Fakültesi ile İmam-Hatip Okulları  açılmıştır(Lewis, 1984). Ülkeyi yönetenlerdeki bu tavır değişikliğinde, Türkiye’nin çok partili hayata geçişi ile  A.B.D’nin Yeşil Kuşak Projesinin  rolü olsa gerektir.  Bir de M.E.B.’da 4’ü ABD’li, 4’ü Türklerden oluşan  8 kişilik bir komisyon kurulmuş ve bu komisyondaki ABD elçisinin oyu hep 2 sayıldığından bütün kararları ABD’li üyeler vererek Türk eğitimini yönlendirmişlerdir(Sinanoğlu, 2002).İnönü savaşlarının komutanı ve Lozan’da Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar savunan ve 1937’e kadar Atatürk’ün Başbakanlığını yapan ve fakat onun ölümünden sonra da T.C.’nin  Cumhurbaşkanı olan  İnönü’nün 1938′den sonra  yaptıklarını anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum.

    1950’de DP iktidar olunca İnönü döneminde başlayan siyasal bağımlılığı, bir tehdit durumunda ve çağrı üzerine ABD’ye Türkiye’ye müdahale etme yetkisi verilmesine kadar götürmüştür. Yine Orduda tasfiyelere girişerek Atatürk’ün arkadaşlarını emekliye sevketmiştir. Bu dönemde Türkiye NATO’ya 1952’de, OECD’ye 1960’da üye olmuştur. Ayrıca Fas, Tunus ve Cezayir’in bağımsızlık savaşlarında Türkiye Batı’nın yanında yer almıştır(Aydoğan, 2006).

    24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar Kararları ile T.C., tarım, ticaret ve sanayide milli hedeflerden vaz geçiyordu. Ayrıca bu kararlarla TL’nin değer yitirmesi, ithalatın serbestleştirilmesi, KİT.lerin özelleştirileceği ve tarıma desteğin kaldırılacağı açıklanıyordu. Programın ön uygulaması hemen kendisini göstermiş ve 1980 başında 47 lira olan 1 ABD doları yıl sonunda 90 liraya çıkmıştır(Aydoğan, 2006). Bu kararların alınmasında daha önce 7 büyük projeyi gerçekleştiren Başbakan Demirel ile DPT Müsteşarı Özal’ın rolleri vardır.

    Yine 28 Şubat 1997  Sivil Darbesini kendi çıkarı için sonuna kadar  kullanan Küresel Sermaye, Türkiye’nin ekonomik olarak içini boşaltmış, 2000 ve 2001 ekonomik krizleri sonunda AKP’nin Türkiye’nin başına gelmesine yol açmıştır. Ayrıca tarih tekerrür etmiş ve T.C., Osmanlı’nın 1878’lerdeki toprak satışlarına geri dönmüştür. Nitekim Türkiye’de 178 milyon 702 metre kare alanı kapsayan 56 bin 953 taşınmaz, başta Batı ülkeleri ve İsrail vatandaşları olmak üzere 61 bin 803 kişiye satılmıştır. Sonuçta  Türkiye 2 Vatikan büyüklüğünde toprak kaybetmiştir(Filizfidanoğlu, 11.9.2006).  

    1980’lerden sonra Türkiye’de uygulanan faiz, döviz ve borsaya dayalı kumarhane ekonomisinin ülkeyi getirdiği durum şöyle özetlenebilir: Türkiye dış ticaret açığında(ABD, İngiltere, İspanya)dördüncü sırada, faiz oranlarında 42 ülke içinde 1.sırada, enflasyonda(Arjantin, Mısır ve Venezüella) dünya dördüncüsü, İşsizlikte %  19’la dünya birincisi, büyümede zengin sanayi ülkelerine göre yüksek görünüyorsa da yükselen pazar ekonomilerine göre Çin, Hindistan, Arjantin, Venezüella, Rusya’nın ardından % 5’le  6. sırada yer alıyor(Temizel, 18.5. 2007).

    Bütün bunlara rağmen Sayın başbakan ekonominin iyiye gittiğini söyleyebilmektedir. Oysa rakamlar bunu doğrulamamaktadır. Örneğin 2002 yılında  iç ve dış borç toplamı 218 milyar dolar iken 2007 yılında 436 milyar dolara ulaşmıştır(Coşkun, 11.1.2008). Böylece AKP Hükümeti yaklaşık 5 yıllık iktidar döneminde T.C.’ni yaklaşık 80 yıllık toplam borcu kadar borçlandırmıştır. Ayrıca  2000’li yıllarda Türkiye’de tekstil ve hazır giyim sektörünün ihracatımız içindeki payı % 25 iken bugün % 15’lere düşmüştür(Benli, 31.12.2007).

    Yine 2003 yılında ihracat 47.253 milyar dolar, ithalat 69.340 milyar dolar olup açık 22.087 milyar dolar iken 2007 yılında ihracat 107.153 milyar dolar, ithalat 169.985 milyar dolar olup açık 62.832 milyar dolardır(Öztin,29.2.2008:12).Böylece 2003’ten bu yana dış ticaret açığı tam 3/2 artmıştır. Ayrıca 2001 yılında 100 dolarlık ihracat için 95 dolarlık hammadde ithal edilirken 2007 yılında 100 dolarlık ihracat için 115 dolarlık ithalat yapılmak zorunda kalınmıştır(Öztin,29.2.2008:12).Acaba dünya ticaret tarihinde, kar yerine zararına ticaret yapan bizden  başka bir ülke görülmüş müdür?

    Özal döneminde”Vatana İhanet Kanunu”nun kaldırılması ile başlayan ve daha sonraki iktidarlar tarafından çıkarılan Gümrük Birliği, AB’ye uyum yasaları, özelleştirmeler ve toprak satışları ile Türkiye Cmuhuriyeti’nin tasfiyesi nerede ise bitirilmek üzeredir. Herhalde geriye sadece sözde Sivil Anayasa ile  Türkiye’yi eyaletlere bölecek yasanın çıkarılması kalmıştır. Bu sözde sivil anayasanın Türkiye’den önce A.B.D.de, birisi Türkiye’den bir dini cemaata ait olmak üzere üç vakıf tarafından tartışılmaktadır. Bu bile ülkedeki işlerin nasıl yürüdüğünün bir kanıtı olsa gerektir.

     Bütün bunlara rağmen ümitler korunarak ülkenin aydınları ve milli kurumları, Türkiye’nin geleceğini nasıl kuracaklarını planlamak zorundadırlar.. Emperyalizm, Türkiye’yi yok etmekte olduğunu düşünerek sevinmesin, bir çıkış yolu mutlaka bulunacaktır.  Yazımı “Türklerin Faziletleri” adlı bir kitap yazan Arap tarihcihi el-Cahiz’ın  şu sözleri ile bitiyorum: “Bir Türk’ü elini kolunu bağlayarak bir kuyuya atsanız, o oradan  çıkmanın yolunu mutlaka bulur”

    Prof.Dr.İbrahim Arslanoğlu 

    DELİORMANLI...



    _________________
    NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

    (IV)MİLLİ EKONOMİ KONGRESİ BURSA'DA YAPILDI..

    Posted at 12:06, 2008-Apr-22

     
     

    Prof. Dr. Haydar Baş’tan ’’Sosyal Devlet’’ projesi

     ''Sosyal devlet,milli devlet''

    15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa’dan tüm dünyaya haykırdı.

    Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği’nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa’da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa’daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100’ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.


    Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
    İki gün boyunca devam eden “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100’ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş’ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş’ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

    Kapanış konuşması tezin sahibinden
    Bursa’da iki gün süren “Sosyal Devlet Milli Devlet” kongresi Prof. Dr. Haydar Baş’ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

    Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş’ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği “Sosyal Devlet Milli Devlet” teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın değindiği bazı konular şunlar;

    İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
    Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli’ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

    Sosyal devlet hakları garanti eder!
    Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB’nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

    Sosyal devlet ‘alan el değil veren el’dir!
    Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete “sosyal Devlet” denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında “Vatandaşlık Maaşı” gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

    Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
    Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

    Kongrede ne dediler?
    Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen – Finlandiya
    Finlandiya’da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş’ı yürekten tebrik ediyorum.

    Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak – Estonya Tallinn Üniversitesi

    Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; “kaba devlet”i değil, bilakis “baba devlet” yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

    Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne – Fransa Paris Üniversitesi

    Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Sosyal Devlet, Milli Devlet” tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet’e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

    Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu – İstanbul Üniversitesi
    Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet–Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

    Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
    “Sosyal Devlet/Milli Devlet” kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen “Sosyal Devlet/Milli Devlet”  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

    KÜRESEL GÜÇLERE BİR GOL DE PUTİN’DEN

     Devlet Başkanlığı görevini Dimitri Medvedev’e bırakan Rusya eski Devlet Başkanı Vladimir Putin, giderayak küresel güçleri şaşkına çeviren bir yasayı imzaladı. Bu yasa ile Rusya’daki yabancı yatırımlara sınırlama getirilmiş oldu. Bu yasa ile; aralarında petrol, doğalgaz, enerji, haberleşme, havacılık ve savunmanın da bulunduğu 42 stratejik sektörde yabancı yatırıma kısıtlama getiriyor. Bırakın yatırım yapmayı, bu sahalarda yabancılara araştırma yapma imkânı bile yasaklanıyor.
    Beklenmedik bir haber olarak dünya basınında yer alan bu haber batılı para babalarını derinden üzmüştür.

    Sovyet Rusya, dağılmaya yüz tuttuktan sonra Putin’in ortaya koyduğu ulusal politikalarla tekrar eski gücüne erişmeye çalışıyor. Tabii ki, Putin de; Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr Haydar Baş’ın bütün insanlığın kurtuluş reçetesi olarak ortaya koyduğu “Milli Ekonomi Modeli”nden esinlenmektedir. Putin’in bu kararından sonra bizdeki bazı aklı evveller; “AB’siz olmaz, ABD’siz olmaz, dünya kürselleşirken biz aralarında yer almazsak taşra ülkesi oluruz aç kalırız, yok oluruz” bahaneleriyle bizi küresel güçlerin elinde oyuncak edenler, bir kez daha düşünsünler...

    Başta Rusya olmak üzere birçok ülke, Prof. Dr Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nden yola çıkarak kendi gemilerini selametle yürütürken biz hâlâ küresel güçlerin etki alanlarından kurtulamadık. ABD bile kendi iktisadi modelinde bulunmamasına rağmen dar gelirli vatandaşlara tüketim şartıyla para yardımında bulunarak tıkanan ekonominin önünü açmaya çalışmaktadır.
    Milli Ekonomi Modeli, bizden başka herkese yeni ufuklar açmaktadır.
    Dünya Baş’a, bizimkiler boşa koşuyor...!

    Putin’in devlet başkanlığı döneminde Rusya’nın, Milli Ekonomi Modeli’nden alıp uyguladığı projelerin bazıları şunlardır:
    * Her doğan çocuğa 9 bin dolar doğum yardımı yapıldı.
    * Ev hanımlarına emeklilik hakkı verildi.
    * Yeraltı kaynaklarını devlet–millet ortaklığıyla işletmeye başladı.
    * Belirli ürünlerde ihracat karşılığı kendi parasını, yani Ruble’yi talep etmeye başladı.
    * Asgari ücreti 2000 dolara çıkarma kararı aldı.
    * Dar gelirliye vergi indirimi yapıldı.
    * Son olarak da enerji, iletişim, savunma ile alakalı 42 sektörü stratejik ilan etti, yabancılara özelleştirilmesinin önünü kapattı.

    Ey ehli vicdan; gerçeği ne zaman göreceksiniz..!

    DELİORMANLI...


    { Last Page } { Next Page }