BloGCu,İsTaNBuLLU,SoKaKLaRDa,SayFaM

Description

BLOG dediğin nedir? Yazacaksın


Menü

» Anasayfam
» Ben Kimim?
» Arsiv
» Arkadaslarim

Ey Vah

EY VAH



Şu sağır yeryüzü işitmez beni,
Feryadımı dokuz göğe söylerim.

A.Yağmur TUNALI


(c)Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve - veya temsilcilerine aittir!


Posted: 03:12, 10.11.2009 by dichter
Yorumlar (3) | Add Comment | Link

Simdi Bir ney Ahengi

ŞİMDİ BİR NEY ÂHENGİ

- Neyzen M. Ekrem Vural’ın Şevk-efzâ
taksîminden ilhamla-


Şu yemyeşil vâdi şeceresinde ağlar
Nasıl bir hasretle her kerresindeağlar

Ağlamak düşer mi biz var iken vâdîye
Ki bizim bahtımız gör neresinde ağlar

İdrâki dirilten bir yüce sesten uzak
Rûhumuz “üç gün”ün cenderesinde ağlar

Güllerin mevsimi kararmış ufka esir
Yâr böyle perişan penceresinde ağlar

Şimdi feryâdımız arşı geçmiş bilen kim
Dil vermez gönlümüz hançeresinde ağlar

Sevgili canların yüreği kan sızdırır
Ancak seven bilir “dil yâresi”nde ağlar

Bir Neyzen inceden hatırlatır gerçeği
Yanmış nefesimiz başpâresinde ağlar

Ve öper toprağı her damlası Yağmur’un
Hem sevdâ derdinde hem çâresinde ağlar

A. YAĞMUR TUNALI


Posted: 03:08, 10.11.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Ses ve Kosu

SES ve KOŞU

Üzengisiz at koşturur zirvede bir ses;
Yayar güzelliği nefes nefes engine...
Dalgalar raksında döner durur okyanus,
Taşır sonsuzluğu bir gül mûsıkîsine.

Müjdeler nakış nakış yüreklerde dillenir,
Bir muhteşem zamandır kıvrılan vâdîlerde;
Özleyiş ve tahammül sarmaş-dolaş bu yerde:
Söyler gürül gürül bir ince hayâli nehir.

Eritir boşluğu bir çift göz ağır ağır,
Ve bir ses yükselir ötelerde dipdiri;
Her sabah yeniden daha gür tekrarlanır,
Beni benden alır sese götürür biri.

A. Yağmur TUNALI


Posted: 03:06, 10.11.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Agit

AĞIT

Bir akşamdı: Sırma saçlı ufuklar
Yandı bir haberle kıyâmet gibi.
Küçücük ellerin bir dâvet gibi,
Son defa görüldü azgın sularda
Ve ardına düştü saf oyuncaklar.

...Hem yetim, hem öksüz açılmış adın:
On sene kucaklar üşütmüş seni.
Zaman zaman hatırlayıp anneni,
Özleyerek -bâzen- zor duygularda,
Kırılmış, küçücük kolun-kanadın.

Bir gece yarısı, duydum, küçük kız,
Yataklar almamış seni bir türlü,
Yüzünde açmayan tomurcuk gülü
Hıçkırık sulamış.. ve kuyularda
İri dev gözleri belirmişyalnız.

O günün ertesi seni görenler
Göğsünde saklamış hıçkırığını,
“Zavallı” demişler “yalnızlığını”
“Bulacak bin beter bu korkularda.”
Sana ağlamışlar belki bin sefer.

Görmeden iki yıl geçmiş aradan,
Ve kaderin oku yaydan fırlamış,
Çözmüş bu dünyadan bağını bir kış,
Keskin bir bıçakla son uykularda.
Rüyasını görmüş herkes sıradan:

O günün sabahı gelmiştim köye,
İri yaşlarla söylendi bu rü’yâ,
Rüyaların tersi çıkarmış güyâ,
Bir teselli gibi, bu komşularda
Yayıldı hayırlar getirir diye.
Ne çâre, evlerde ölüm kokusu,
İsli kazanlara sinmişti, duydum.
Düştü ayranıma rikkatli bir kum,
Vâdiye ad veren “çift kumrular” da,
Dinledik derinden ağlayan sesi.

Gün o günmüş meğer, küçük kız, gölgen
Irmak kenarında süzüldü, bir ân;
Sonunu sezmişti zâhir, arkandan,
Zehrâ’nın çığlığı, ah, kuytularda,
Azrâil’i görmüş gibiydi birden!

Köy delirdi birden, sulara doldu,
Gördü bir ihtiyâr, toplu bir çalı:
Saçlarında bulmuş öksüz masalı.
- Ki saçların hâlâ o büyülerde
Son sıcaklığıyla dallarda kaldı.-

Buldular en sonu, kucakladılar,
Öpüp kokladılar bütün bir gece..
Sarıldı tâbûtun kuşlar gelince,
Kapandı kapılar.. ve sürgülerde,
Hayâta çekildi sanki bir duvar.

Vicdanlar eridi, canlar çekildi
Çamlarda delice dövündü rüzgâr,
O ân hazırlandı belki bin mezar,
Bin gönül yıkıldı bu korularda;
Akşamla çiçekler cenâze kıldı.

..Bir akşamdı: Sırma saçlı ufuklar,
Yandı bir haberle kıyâmet gibi.
Küçücük ellerin bir dâvet gibi
Son defa göründü azgın sularda
Ve ardına düştü saf oyuncaklar.

A.Y ağmur TUNALI

(30 Kasım 1985)


Posted: 03:06, 10.11.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Kirk Yil

KIRK YIL

Halil Aga’ya

Rü’yların sonu bir hazin çığlık..
Döküldü yaprağı ağaçlarımın.
Yetmedi kendime verdiğim salık,
Ömürler alacak iki yarımın
Birliği yetmesi gibi bir hayal.

Rüzgârlar soğuktu.. en çoğu ılık,
Penbeye düşmedi rengi sarımın
Ettiğim tebessüm ağada açık,
Balını tatmadım arılarımın,
Menzile yetmedi, bindiğin sandal.

Hudutsuz yollarda yoruldum artık,
Düştüm eteğine bin bir yorumun.
Şarkım şâheserdi ve sesim kısık,
Döküldüm önünde intizarımın:
Gerçeğe direndi bende bir masal.

A.Yağmur TUNALI


Posted: 03:04, 10.11.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Donör

Donör

( Kendi Vücudundan Hayat Bagislayan )

Renklerin yüzlerde güz oldugu
Sararip ve soldugu
Varligi hic eksilmeyen umutlarin kislarinda
Baharlari düslemek
Kutuplardaki buz gibi!

Oysa; " YARADAN,DAN UMUT KESILMEZ "

Umutsuzlugun en son dip uc noktasinda
Yaradan,ina siginmis bu kalp.

Mucizelerin reankarnasyon gösterdigi
Bir baska kalbin metanet yüklü duygularinin
Cesaretler zirvesinden vicdanla verilen
Öncelikli ikinci bir yasamla hayat buldu!

Bu hayat; Altindan tepsi, gümüsten tasla
Yüce Yaradan,dan sunulu!

28.09.2009 Melle/Deutschland

Yakup Icik

Posted: 11:02, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (1) | Add Comment | Link

Zoraki Ihtilal!

Zoraki Ihtilal!


emir mi verdin be güzelim?
oniki eylül gibi bir ihtilal yapti askin gönlümde!
sardin sarmaladin hayatimi en ince kilcaldamarlarimdan
tuttun bedenimin her zerresini köse bucak
asksiz özgürlügümü elimden alip,
tutsak ettin beni kendine köle yapip.

sokaga cikma yasagi gibi yasak koydun bakislarima
senden baska bir güzeli de göremiyorum!
senden de asla vazgecemiyorum
simdi pompaliyorsun soluksuz bir heyecan
varligini her an yanimda hissettirip.

dayanir mi demiyorsun kalbime
zalimce bagliyorsun kendine iliklerimden
farkinda misin koca bir haksizlik ettiginin?
özgürlük haklarimi elimden aldin sen
fasist askinla
biliyormusun darbeci güzelim...

www.schair.de.tl


Yakup Icik


Posted: 01:34, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (1) | Add Comment | Link

Ölüm/üm (Tasvir)

'Dünya,ya geldiginiz gün bir yandan yasamaya bir yandan,da ölmeye baslarsiniz'...(MONTAIGNE)

Ansizin bir sey oldu bana
issiz bir sessizlik oldu
gözlerim kapali sanki
hareket etmiyorum
konusmuyorum
suskunum
zifiri bir karanlik alabildigine
zindan karasindan daha kara
katran rengi mi desem
tarifsiz bir karanlik...

Nasilda hemen duyuldu?...(!)
örtülmüs üstüme beyaz bir kefen
mor güllerin o tatli rengini almis dudaklarim, suskun
tenim sanki gecelerdeki ay gibi!
Akisleniyor evrenin sevgilisi cobanyildizi,nin muhtesem rengi her yerimde
ve herkes agliyor bana, basimda
öyle an ki o an..
sanki figanlar her makamda besteleniyor
deste deste hüzün kederli yüzlerde
kötülüklerim unutulmus o an
herkes iyiliklerimden bahsediyor
bütün gözler oluk oluk akiyor
'oysa ben aglamaya utanirdim! '
simdi bana agliyor bu millet
aglama demek istiyorum, diyemiyorum
...yikaniyorum
...el üstündeyim
yaratildigim mis gibi topragin icindeyim
üstümde cayir, cimen ve otlar
gelecek icin gidenlerdenim simdi!..

(09.07.1999) (24.03.2006)
melle-almanya
 
Yakup Icik

...Kisa Bilgi!

Çoğumuz acıdan ve yaşamın gerçeklerinden kaçış yolu olarak şu veya bu zaman ölümü düşünmüşüzdür. Kontrolü kaybettiğimizi veya kontrolden vazgeçtiğimizi hissettiğimiz (depresyon) zaman ölmek isteriz.

Bazen kızdığımız insanları cezalandırmak veya başkalarına acı vermek (intikam) için ölmek isteriz. Bazen olumsuz duyguların altında ezilir, ümidimizi kaybederiz. Bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolunu bulamaz, tek kurtuluşun ölüm olduğunu düşünürüz. Ölümü istemek cesaretsizliğin son aşamasıdır. Kendini sevmenin tam tersidir.

Bazen ölüm en kolay çözüm olarak görünür. Eğer böyle hissediyorsanız, büyük olasılıkla en kolay çözümdür. En kolay yolu seçmek cesaret gerektirmez. Cesaret, nedenini anlamasanız da, istemeseniz de en zor yolu seçip, takip etmektir. Kahramanın görevi ıstırabı, acıyı değiştiremeyeceğini kabul edip, yapabileceğinin en iyisini yapmaktır.

Ölmek istemek genellikle denetimimizde olmayan bir şeyi kontrol etmek istemekten kaynaklanır. Yaşamımızın amacını ve niçin burada olduğumuzu bilmiyoruz. Hayatımızın diğer insanlara etkisini, diğerleriyle etkileşimini ve tablonun bütününü algılayamıyoruz. Zamanından önce ölmek kestirmeden gitmektir ve kestirmeden gitmeye kalkınca genellikle yolumuzu kaybeder, gideceğimiz yere daha uzun sürede varırız. İntihar en tehlikeli kumar olabilir çünkü bir sonraki adımın ne olduğunu bilmiyoruz.

Ölüm bir son, ama acaba acının sonu mu? Gittiğimiz yere giderken çözümlenmemiş sorunlarımızı da kendimizle birlikte götürürüz. Benzer şekilde kendi ölümümüze karar verince de olumsuzluğu ve acıyı beraberimizde götürüyor olabiliriz.

Ölmek istemek ve yaşamın enerjisini ölüme odaklamak gücümüz ve kontrolümüz dışındaki şeylere hükmetme yanılgısını üretir. Hayallerin bizi yaşamdan uzaklaştırdığını biliyoruz. Yaşamdan kaçış olarak ölümü istemek, dışsal şeylere odaklanmasının bir başka yoludur.

Ölüm yaşamın doğal sürecinin bir parçasıdır ve bu anlamda ölüme hazırlanmak yaşamı bugün sonuna kadar değerlendirmek anlamına gelir. Bazı açılardan yaşamın tümü ölümün provası olarak düşünülebilir. Sevgi, cesaret ve gelişim dolu iyi bir yaşamımız olursa, ölüm gelince kabullenmek hiç de zor bir karar olmaz. Gerçekte bu karar hiçbir şekilde bizim kararımız değildir.

Paradoks şudur ki hayatı ne kadar dolu dolu yaşarsak, ne kadar kahraman olmaya çabalarsak, ölümden o kadar az korkarız. Yaşarken güçlü ve cesur olan, ölürkende güçlü ve cesur olur. Şimdi yaşamımızdaki acıları kabul edersek, gelecekte olacakları da kabule hazırlanmış oluruz. Hayattaki amacımızı bilemeyeceğimize göre, neden tüm olasılıklara hazırlıklı olmayalım?

Tüm cesaretinizi kaybettiyseniz ve en kolay yolu seçmeyi düşünüyorsanız, sizi yüreklendirecek şeyler bulmaya çalışın. Cesaret oralarda bir yerde ve siz, sizin için en iyi noktada ölmeyi hak ediyorsunuz. Bunu ançak kontrol hayalini bırakırsanız yapabilirsiniz.

Gerçek cesaret emin olmadan, korkarak ve bütünü kavrayamadan, yapmak, yaşamak, herşeyi denemektir. Kahramanlara özgü bir görevle-yaşamınızla-karşı karşıyasınız ve yaşamınız süresince size eşlik edecek tek kişi için, kendiniz için bir kahraman olabilirsiniz.

...öyle yada böyle sükut icinde bekleyecegim seni ölüm!


Posted: 01:30, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Dolu Tanesi!

Gökten Düsen Bir DOLU Tanesinden Türeme!

Bu önemli ALTAY efsanesi söyle anlatilir:

Cok eski caglarda büyük bir savas olmus ve bu savas sonunda , bir kavim malub olarak,etrafa dagilmis.
 
Kacanlarin icinde, bir kiz, da canini kurtarmak icin bir yere siginmis.
Düsman gidipte, ortalik durulunca ortaya cikmis. Cikmaya cikmis ama, etrafta ne ailesini ne de bir yakinini bulabilmis.
Yalniz basina düsmüs yollara.
Basibos dolasirken, yolu bir yurda düsmüs.
Bu yurt,ta kalabalik ve büyük bir yurtmus.
Yurdun icinden birisi cikmis ve bu kizla evlenmis.
Kizi almis götürmüs kendi evine.
Kiz erinin evine gidince, gebe oldugu anlasilmis.
 
Herkeste bir telastir baslamis.
Kiza kiminle evli oldugunu ve kimden gebe kaldigini sormuslar.
Kiz,da simdiye kadar evlenmedigini ve hic bir erkek yüzü görmedigini israrla söylemis.
Sonra,da basindan gecen su olayi anlatmis!

''' (Savastan sonra, Annem ve Babamdan ayri düsmüs ve bozkirlarda yürümeye baslamistim.
Her tarafi dolasip, yiyecek bir seyler ariyordum.
Iste tam bu sirada gökten büyük bir yagmur bosandi ve her taraf su icinde kaldi.
Bunu görünce bende kendimi korumak icin hemen bir yere saklandim.
Az sonra yagmur durmustu.
Tam bu sirada yerde bir BUZ parcasi gördüm.
Bu Buz,da yagmur ile beraber yere düsmüstü.
Buz yuvarlanip,ta yanima gelince, Buzu aldim ve elimle kirdim.
Baktim ki icinde iki (2) tane BUGDAY tanesi var.
Karnim,da zaten iyice acikmisti.
Bu Bugday tanelerini agzima attim.
Taneleri agzima atinca, karnimda birden tuaf birseyler hissettim.
Sanki karnimda iki COCUK var gibiydi.) '''

Kanak Not: Türk Mitolojisi; 1.cild.Prof.dr.Bahaddin Ögel.
(Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu) sa.55-56 (yil 1989)

Arastirma ve Kayit: Yakup icik


Posted: 12:20, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Mesela...

Mesela...
( Beklentilerde Cogalmak! )



" Obsesyon, ironik zihniyetlerin daha cok ön plana ciktigi virtuel(sanal) alemde, hosgörüyü aramak kapisiz labirent icinde dolasmak gibi! "

Internet aleminin Edebiyat Dünyasi bir boslukta asili kalmis verimsiz paylasimlarin bas gösterdigi, parmakla gösterilmeyi bekleyen " bilincsiz kimliksizlerle" dolu.

O kadar cok siirlerin yazildigi bir alemde olmak gurur verici ve güzel lakin; siirlerin yeterince okunmayip boynu bükük kalmasi beni ta..derinden üzen bir takinti vicdanimi rahatsiz eden. Bendeniz yakup icik iyi bir siirsever iyi bir türk edebiyati hayraniyim. otuz yili askindir bir cok karalamalarim oldu türk edebiyati adina, bu duygu zaman icinde kendiliginde olustu. Velhasil bu yazilarimi bir cok edebiyat portallerinde yayinliyorum uzun zamandir. Oysa ben; sadece türk edebiyati adina birseyler yapabilecegimi düsünüp-böyle bir kaniya vararak duygu ve düsüncelerimi kalemlerden internet alemine aktardim. Okunsun ya da okunmasin ama, yine de iyi olan ne varsa bir gün mutlak görünür düsüncesi ile.

Kafama cok seylerin takildigi konularin biri de, Edebiyat Dünyasi disinda olan toplumun, "edebiyat dünyasina bakisacisi nasil?" Gözlemlerime göre; Edebiyat Dünyasi,
" Basini Kuma sokmus, cevresini görmeksizin hayal dünyasiyla yasayan bir topluluk; "
olarak lanse ediliyor!  Belki burada sinirsistemler gemsizlesebilir, acimasiz ironi bir elestiri olarak algilanabilir, sairlerin hassas duygu ve düsünceleri rencide olabilir ama, hak vermek gerekmez mi? Bu insanlara siiri sevdirmemiz gerekdigi planlar dahilinde olmamali mi? Siir her ruha hitap eden bir olgudur(kavramdir). Evrenseldir. Onun güzelligini alaycil taklitlerle de olsa zaman icinde insanlar ögreniyor, bu bilinen en güzel olani.
" Hosgörüyü zorlayan sinirlarin gecitleridir sairler bir bakima! " Sairler göremedigimiz, sezemedigimiz, duyupta anlatamadigimiz bir cok kavramlarin gözeneklerinden korkusuzca süzülüp bütün güzellikleri gümüsten tepsi ile sunan ve cömertce toplumlara yol gösterenlerdir.

" Sairler cok bencil!"
" Sair diger sairi okumuyor!"
" Sair siirini okumuyor!"
" Siirlerle alay ediliyor!"
" Daha cok kadinlarin siirleri okunuyor!"
" Siir yazanlar(sairler)daha cok isimlere göre hareket ediyor!"
Vs..vs...

Yukarida bir kac baslik altinda sundugum bir cok üyesi oldugum edebiyat sitelerinde gözlemlediklerim. Sahi; siir okumuyormuyuz? Bilmem.. ben okurum ve okuyorum da lakin; okunmadigi kanisi daha agir basiyor gibime geliyor.
Kalbi olanlarin cok az oldugu Türk Edebiyati aleminde hüzünle yasiyor olmak benim icin ayricalik oldu okunmayip boynu-bükük kalan siirleri gördükce...

Her seye ragmen bütün iyi dileklerimle...

Yakup Icik

Posted: 12:16, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Takinti(2)

Takinti(2)

http://www.projectlan.de/uploads/images%20von%20Freddy/2009/intel_atom1.jpg

Parcalanmaz tek maddenin atom oldugu kanisi tasiyanlarin lime lime savlari. Evrenin efendileri, akil almaz arastirmalarinin isiginda hala ruhlarin karanliklar icinde kalmasi klise fikirlerin ironik kalintilarinin hükmüdür oysa.
Cözüp asamadigimiz kimi gelismelerin, beynimizde gösterdigi reankarnasyon dogru bildigimiz yanlislari, gercek gibi vurgulayip, kendimize bilmeyerek hayaller yaratarak, bir cok gercek disi kavramlarin ortasina mihlanip, cözümsüzlüge davet cikartmaktayiz.

http://www.droemer-knaur.de/sixcms/media.php/16/Wisnewski-L%C3%BCgen-im-Weltraum.jpg

Eger mantiki acidan kavrayabilirsek, yokluklarin varliginda yapilan spekülasyonlar icine asla düsmeyecegimiz aglarin yapimi oldugunu zaman gecmeden analayabiliriz..
Global dünyanin madde yüklü ruhunda, hayallerle tasvir edebiyaecegimiz cezblerin renklerinde, bireysel olarak ruhumuzu teslim etmemek elde degil.
Koordine edilmis hayatlarin bagimliliginin yapaysal karekterleriyle, varliga hükmetmeleri, maddenin gücünden kaynaklandigi asina artik günümüz felsefesinde.
Ölümün dört bir yanimizi sardiginin farkindaliginda olmamak gibi lüks düsünceler hayattaki yasanacak güzelliklerin kaybina neden. Icinde bulundugumuz yüzyil icinde bütün canlilarin ölecegini hesap edememek cehaletin esiri olan maddeci taseronlara has bir duygu ve düsünce.
Günümüz teknoloji caginda, iletisimde bilgisayarin mucize oldugunu hayretle ifade etmek bilgi yoksunu kisilere ait bir olgu.

http://www.orduajans.com/haberresmi/ordu_bahar_geldi_alerjiye_dikkat.jpg

Osya tek mucizenin kücük bir " tohum " un iceriginden haberi olsa sasar kalirdi, ya da bitki poelnlerinin mucizevi nakliyatlari ve birbirlerini asilamalari bu muhtesem dizaynin simdiki teknolojilerin bile kavrayamayacagi sey olurdu sanirim.

http://www.22dakika.org/imaj/shane/90425.jpg


" Hayat, hayret edipte sasip kalmayacagimiz muhtesem güzelliklerle doludur; hatta, imkansizliklari cürütecek derecede..."

http://www.negatif.com/avatars/0/3/2/032307/32307.jpg Yakup ICIK (Almanya)

(*) cöpe atilmis duygu ve düsünceler(serisinden)

Posted: 12:15, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Batiyi Taniyabilmek(veya)Batili Olabilmek

Batiyi Taniyabilmek(veya)Batili Olabilmek



Bati kafasinin icinde manevi duygu yoktur. Her batili dogarken maddelesmis bir beyinle dogar. Su an ki bati da dinin önemi de yoktur. Süslü demokrasileri namina dinlerini formalite icabi dis dünyaya süsleyerek pazarlamaktan geri kalmazlar. Demokrasi adina yaptiklari her seyin arkasinda mutlak bir karisiklik vardir.
Gelismekte olan ya da gelismemis ülkelerdeki izdirapli calkantilarin temelinde mutlak bati parmagi vardir.
Bir amerikada insanlari idam edebilirsiniz. Bir cok eyaletlerde bu katliam " igneli, elektirikli, gazli " ölümlerdir. Insan haklari toplulugu ne hikmetse kendi bati toplumlarindaki bu assagilik kanunlara karsi seslerini asla yükseltmemislerdir. Oysa; Türkiye gibi ya da batili olmayan bir ülkede buna benzer yürürlükte olan legal kanunlari ilegal bir baski ile kaldirmayi becermislerdir.
Cok zaman insan haklarindan dem vurarak basini avuclarina alarak toplumun duygularini rencide ederek bu isi pervarsizca yapmislardir ve hala da bir cok ülkelerde yapmaktalar.
Bazen o ülkenin etiketli insanlarini kullanarak, bazen de toplumu ilgilendiren hassas gündemleri kullanarak gerek politik gerekse siyasi anjumanlar kullanarak cesitli dayatmalarla kendi cikarlari dogrultusunda bir sekilde islerini yoluna koymasini bilmislerdir.
Dünya da terörün önüne gecilememesinin tek sebebi, süregelen(hacli zihniyeti)batililarin kendilerinden olmayan milletlerin gururlarini rencide etmesinden ileri gelmektedir.
Bati, batili olmayan ülkelerle öyle bir yasam tarzi yaratti ki, hemen hemen " bati hayrani " olmayan ülke kalmadi gibi. Demokratik gecinen bati da Demokrasinin adi yoktur.
Demokrasi, süslenmis ve en güzel anlamlar verilerek batili olmayan toplumlara sunulmustur. Batili olmayan ülkelerde bile cogu yöneticiler Demokrasi adina kendi milletlerini sömürmekten geri kalmamislardir.
Bir coklari egitimlerini bati ülkelerinde tamamlamislar ve kendi ülkelerinde ipleri ellerine almasini ögrenmislerdir.
Ülkemizde batinin ve süslü demokrasinin borazanligini yapanlar beyni bos ruhu madde ile dolu yobazlardir.
Gerektiginde demokrasi adina laikligi gerektiginde dini, örf ve adetlerimizi, anli-sanli tarihimizi kullanarak kendilerini batinin onurlu etiketiyle payelendirmislerdir...

Yakup ICIK





www.makaleci.com

Posted: 12:13, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Vicdanimin Aynasi paramparca!

( DEKLARASYON )

VICDANIMIN AYNASI(gazze)PARAMPARCA



(ENDISE)

Kalbi olanlarin cok az oldugu bir alemde hüzünle yasiyor olmanin izdirabiyla gecerken günlerim, katletmeye gemlenmis duygularin varliginda, masum insanlarin ölmesine hic bir sey yapamamanin derin üzüntüsüyle kahroluyorum... 

SAVASLARIN önemsiz oldugu, TICARETIN cok önemli oldugu kansini güdenlerin yönetimleri altinda, onlara 'bilerek hizmet ediyor ' olmanin ezikliginde ' insan olabilme erdemi ' nin duygularini hissedememekle gecen degersiz varligimin yok olmasini dilerken Yaradan,dan korkuyorum günahlarimdan, UTANIYORUM kendimden! 

Hic bir seysiz yasayabilecegimiz ASKIN varligindan habersiz ruhlarin (kalplerin) insanliga (birbirlerine) MADDESEL hislerle bagli kalmalarina isyanlardayim... 

ACLIKTAN insanlarin öldügü dünyada, sükürlerimi Yaradan,a sunarken yiyecegim üc lokmanin ikisini cöpe atiyor olmanin sucluluguyla VICDANIMA bu tradejiyi anlatamamanin sikintisiylayim... 

CEZBEDEN dünyanin süslü renkleri RUHLARA yansidikca en ince kilcal damarlarimizdan, MADDENIN esiri olmaktan büyük utanc duyuyorum... 

Bugün üzülüp yarin hic bir sey olmamis gibi, insan olmamis insanlarin varligindan haberdar olup aralarinda yasiyor olmak zor geliyor... 

HOSGÖRÜ yollarinda ERDEMLERE giderken ÖNYARGILI magandalarin cenneti cehenneme cevirebildiklerine dayanmak güc... 

EVRENSEL ' insan haklari ' bildirgesini DEMOKRASININ süslü kilici altinda mehdiyelerle yazip masum milletlere ' insanca yasamayi 'vaadeden sahsiyetsiz, ruhsuz insanlarin beni yönetiyor olmasini hazmedemiyorum... 

Masum insanlar ölürken VICDANIMA hesap verememenin günahlariyla kalbim izdirap cenderesi icinde cehennemi yasiyor ve anlamsizlasiyorum icim yanan bir volkan bu volkan icinde ben hergün eriyorum, eridikce bitiyorum, bittikce yok oluyorum...

ALLAH,im sen bana yardim et, varligim yok olsada, varligini icimde daim et...

Yazan: Yakup ICIK
 


Posted: 12:11, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Cöpe Atilmis Duygu ve Düsünceler!

Cöpe Atilmis Duygu ve Düsünceler!



Madde ile süslü bir alemin cezbeden renkleri ruha yansidikca bir baska alemin varligi bir kova dolusu kül gibi!
Duvarda asili aynadan akislenen hisler, duygu ve düsünceler ' zaman cenderesi icinde preslenmis insanin varligi, yoklugu icinde git gide cogalmasidir. '
Dogmak,
Büyümek,
Yaslanmak kavramlari anlam itibariyla kalpte ve beyinde cözülmüs gibi gözüksede hosgörü yollarinda erdemlere gidebilmenin sirri ' Vicdan ' icinde gizli!
Kimi zaman bir cok duygular yerini manevi icsellige biraksada, var olup yasamamin meskatli güzelligi her insanin gözlerinden yansir!
Bir güzellik düsünün, bu güzellik; ' nefes alip verme 'güzelligi.Hangi bir güzellik böyle bir güzelligin üstünde taht kurabilir ki bu alemde?
Yaradan bu güzelligi insana, bütün canlilara altindan tepsi icinde gümüsten tasla sundu!
Varlik ve Yoklugu bir tek mevsimler anlatiyor (gösteriyor) nakarak halleriyle!

Hosgörü yollarinda erdemlere gidebilmenin tek yolu Önyargisiz olmaktan gecer...

Yazan: Yakup ICIK



www.makaleci.com


Posted: 12:09, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Herkes Şair Olmuş Parmakla Gösterilmeyi Bekliyor!

Herkes Şair Olmuş Parmakla Gösterilmeyi Bekliyor!


Steve vai’yi cok müziksever tanir, konserine gelen her dört erkekten üc’ünün gitar caldigini söylemesi ile anlatmak istegi durumdur.
steve vai’nin iki tele vuran adamin gitar caliyorum demesine ayar vermesi gibi, iki kafiyeli cümle bulanin kendine sair demesine ayar vermek isteyen yazarin saptamasidir…

her türk insani hayatinin her evresinde asik olur, karsi taraf bilmedigi sürece kendi kendini yer, sonra acilir karsilik bulamazsa küser icine döner, karsilik bulabilirse ne mutlu, ama bu da uzun sürmez kavgalar baslar, beni benim seni sevdigim kadar sevmiyosun laflari baslar, didismeler baslar bitmez, arada sakin bi dönem gecer bunun akibeti feci bir ayrilik olacaktir, ayrilik sonrası elin telefona gitmesi vardir evin icinde sacma sapan dolanip bes saniyede bir koltuk degistirmek vardir, bir zaman sonra hafifler aci, yolda yürürken yeni sevgilisiyle görürsün eski aski yine depresir tüm duygularinda, gönül baskasina kaymistir bile…

iste bu her evrelerin (illaki unuttugun haller vardir) her birinde siir yazmaya meyillidir türk insani

bir de bu evreleri kendi yasadigi yetmezmis gibi cevresindekilere de yasatir…

sairlere inanmiyorum ama bir sekilde matematik sorunu var!

özeleştiriden yoksunluğumuzun kanıtıdır.

Bilgi ve Sevgiye Ulaşamayan Herkes Engellidir.

Şiir insanı değiştirir. O değişime hazır değilsek, çarpar, uçuruma yuvarlar. O değişime hazırsak, şiir gelir bulur bizi.

Şiir toplumuyuz ama şiir okumayız. Çünkü herkes şiir yazıyor. Yazan okur mu, niye okusun, adam yazıyor.(!)

Şiiri, tam anlamıyla algılayabilmiş ya da algılayamamış olsun, her insanın içinde bir şairlik yatar. Ama herkes şair olamaz. Şiir hevesiyle şiirin kuram ve kurallarını yakaladım sanarak yazanların çoğu şair değildir. Çünkü şiir salt kuram ve kural değildir. Hatta kuram ve kural, şiire öksedir, çoğu zaman. Şairliğin kumaşı ayrıdır: Onu dokuyacak duyuş, özümseyiş ipliğiniz olacak, dil kirkitiniz, düşünüş tezgâhınız olacak.

Size, hep tatlı gülücükler sunan, hep ön uzağınızda, eteğinin altından, budunu, kösnülce göstere göstere sektiren, imkânsız sevgilidir şiir: Ömür boyu, saniyelik aksatma yapmadan ardında olacaksınız. Yakalanmazlığını bile bile, onun zor ve çileli yolculuğundan yılmayacaksınız. Şiir kişiliğini kuşanmak, şiir adamı olmak kolay değil; zorun zorudur. Şiir kişisi olmak, sıradan kişiliğin, hatta yazını anlayan, öteki yazın türlerinde beceri gösteren kişiliğin, çok üstünde bir uğraştır. Yerleşmiş anlayışlara göre söylersek, olanla yetinmeyen, muhalif bakışlı ve düşçü adamın işidir, şiir kişiliği. Düşlerimize kanat takan, içimize yumaklanmış özgürlük susamışlığına bir tas suyu sunan, -halkın ‘yiğidin iyisi delibozuk olur’ dediği anlamda- delibozuk dediklerimden çıkar şair: Geleneğin katılığını parçalar, aklın yerleşmiş çizgisini aşar; kendilerini, akla ve geleneğin tutucu yanına tutsak etmeden, yeni akla yolak açarlar…

Her insanın yapıp ettiği; yazılsın yazılmasın sözdür: Sözüne bakar, insanını hem de ta derinliklerinden- tanırsınız. Bir şairin kişiliğini; şiirlerinden, şiir yolundaki uğraşından, tutumundan, şiir serüveninin nirengilerinden çıkarabilirsiniz.

İlk başta şiirin anasıdır şair

Bazı ünlenmiş yazar ve şairler internetteki edebiyata “ikinci sınıf edebiyat” işlemi yapıyor ve burun kıvırıyor. Değerlendirmelerde ciddiye almıyor.Anlamsız yaklaşımlar ve eleştiriler bunlar.
Birileri de, şiir, öykü, roman piyasasına giriş çıkışları denetlemek istiyor sanki.
- Ne o öyle destursuz internette yazı, şiir yayımlamak filan; düzeyi düşürüyorsunuz!
- Demokrasi var! Sen de yayımla, pulların dökülmez!..
Bir unvan çıkarıldı şimdilerde ‘internet şairi’ diye örneğin.
İnternet şairi olmakla nitelendirilmemek için sitelere şiir göndermeyenler var artık.
Eskiden olduğu kadar göndermeyenler…
Sanki şiiri dergilerde yayımlanırsa “Mallarmé” kabul edecekler.
Sen yaz; doğru bildiğin yolda yürü, kim ne derse desin.
Ortalama bin kişi şiir yazıyor bu ülkede.
Piyasadaki şair, yazarlara kalsa kimseye yazı, şiir yazdırmaz onlar. Hep kendileri yazmak ister. Azgelişmişlik, anti-demokratiklik; artık ne derseniz deyin.

Geçmiş dönemlere baktığımız zaman, şairlerin gerçek şairler olduğunu görüyorsunuz. Zamanımızda şiire biraz haksızlık edildiğini düşünüyorum. Şiir’e üvey evlat muamelesi yapılıyor. Bu sanatın her dalında var galiba. Herkes şiir yazdığını zannedebilir ama, eski şairler çok büyük şairlerdi, şiire estetik olarak bir şeyler katan, şiiri yücelten, sevdiren, okutan şairlerdi. Biz hala o şiirleri beğeniyle okuyoruz, bir aşk mektubunda, gurbet mektubunda kullanıyoruz. Yeni dönemde eski kuşak şairlerimiz gibi yüreklerimizi titretebilen bir şair daha ortaya çıkmadı. Çok güzel yazıyor diyebileceğimiz bir şair ismi verebilmek gerçekten çok güç.

Ülkemizde şiir her zamanki gibi gayet ‘trendy’. Gençlerin çoğu şiir yazıyor. Radyo programlarında ya da gençlik dergilerinde yerli yersiz şiirlerle karşılaşıyoruz. Benim elektronik posta kutum da, genç okuyucuların gönderdiği şiirlerle dolup taşıyor.

Demek ki her üç Türk vatandaşından dördü şair hâlâ. Bunun nedenleri konusunda usta şairler farklı görüşler ileri sürüyor. Attilâ İlhan’a göre ülkemizde herkes şiir yazıyor çünkü şiiri çok seven bir milletiz biz. Oysa İlhan Berk tam tersini söylüyor. Ona göre her önüne gelenin şiir yazmasının nedeni, kimsenin şiire saygı duymaması.

”’ Dünyada " kültürel anlamda " top-yekün siir yazabilen Türk Milletinden baska bir millet yok! Öyle cok materyale sahibiz ki gerek karikatürislerimiz gerekse romancilarimiz vb..her zaman yapabilecegi – yazabilecegi konulari aninda bulabilme sansina sahipler. Ne yazik ki yazdigimiz yazi, siir vs..okumuyoruz. Oysa; Türk edebiyati, diger Dünya Edebiyatlari güzellik ( duygu acisindan ) birinci sirada gelmektedir! Dünya ülkeleri arasinda bir cok ülkelerde Edebiyat insani yetismiyor! Biz Türkler bir bakima anadan dogma Edebiyatciyiz lakin Türk edebiyati kisir bir döngü icerisinde aksak-topal güzel ve zengin dönemini yasayamiyor gibi! ”’

Mikrofonu görünce dayanamayacağım. Benim için söylediğiniz bu güzel cümleler için çok teşekkür ediyorum. Biz, böyle yetiştik ve Ankaralı olmanın sonucu bu bence. Ankaralı derken İstanbul’daki televizyon ve gazeteler dışındaki tüm Anadolu’yu kastediyorum. Bizim için saygı çok önemli bir şeydir.

ben öğrencilerime, son dönemde her şey birbirine karıştı, şiirin ne olduğu, şarkının ne olduğu belli değil diyorum. Herkes şair, herkes şiir yazıyor, herkes yazar. Çetin Altan’ın güzel bir deyimi var: “Bir insanın yazar ya da şair olduğunu anlamak için üstünden bir 50 yıl geçmesi lazım. Eğer hala okunuyorsanız o zaman önemli bir adamsınız”. Biz sadece gündemi tespit etmekle mükellefiz, ileride inşallah okunuruz. Şu günlerde televizyonlarda bir adet var arkadaşlar. Medyada herkes şair demiştim ya, etkileyici bir ses tonuyla okuduğun her şey şiir oluyor. Ben şimdi şu elimdeki gazeteyi bu ses tonumla okusam şiir gibi olur! Ses tonu bir avantaj yaşamda ama böyle de olmaz ki!

binlerce boş şiirin var olması yerine,şair diyebileceğimiz kişilerin katkıda bulunması daha mantıklı olurdu. Tamam,sanat diyoruz ama,ilkokul çocuklarının 23 nisanlarından tutun,ışığı gören herkes şiir yazıyor.Okunmaya bile değmeyen şiirler,sadece bir iki faksla yüceltilmemeli bence. İyi ile kötüyü ayırt etmekte zorlanıyoruz artık.

”’ kimbilir, belki de bana biraz ‘ukala herif  ne saçmalıyor’ diyebilirsiniz. kafanızı çok şişirmiş olabilirim. ama  kimi gerçekleri şair olarak sadece edebiyat dünyasından izlersek göremedigimiz ya da okumaya tenezzül etmedigimiz  farklı portallerdeki okurların/yorumcuların şairler ve şiir hakkında ne düşündüklerini de görmezden gelmenin önyargılı bir yaklaşım olacagını düşündüm, ve sanal alemin kanatlarında kısa bir sörf yaparak  inceledigim farklı duygu ve düşünceleri aktarayım istedim.

virtuel alemin kreaktiv şiir yaratıcılarının yazdığı şiirlerini okumadığından bahsetmiyorum! ”’

Affola!

Kaynaklar:

Araştırma: Yakup İCİK


Posted: 12:07, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Yaziyoruz ama...

Siir Roman Hikaye Masal Yaziyoruz ama Okumuyoruz!

Siir Roman Hikaye Masal Yaziyoruz ama Okumuyoruz!
Türk  insani samimi, duyarli, düsündes muhtesem ve ilik duygular edinebilen toplum.  Gördüklerinden tezcecik ektilenebilen ve kendinin / kendinden olmadigi olumlu / olumsuz olaylara ictenlikle sahip cikan bir millet dünya milletleri arasinda sanirim cok nadir!
Mesela; cevresinde olan ve bulunan ve de icinde bulundugu olaylari siirmsi bir dile cevirme yetenegine sahip.
Dünyada " kültürel anlamda " top-yekün siir yazabilen Türk Milletinden baska bir millet yok! Öyle cok materyale sahibiz ki gerek karikatürislerimiz gerekse romancilarimiz vb..her zaman yapabilecegi - yazabilecegi konulari aninda bulabilme sansina sahipler. Ne yazik ki yazdigimiz yazi, siir vs..okumuyoruz. Oysa; Türk edebiyati, diger Dünya Edebiyatlari güzellik ( duygu acisindan ) birinci sirada gelmektedir!
Dünya ülkeleri arasinda bir cok ülkelerde Edebiyat insani yetismiyor! Biz Türkler bir bakima anadan dogma Edebiyatciyiz lakin Türk edebiyati kisir bir döngü icerisinde aksak-topal güzel ve zengin dönemini yasayamiyor gibi!
Gecmiste Türk Edebiyatinin doruga cikmasina sebep olan vatansever, duyarli,düsündes ve saygin sairlerlerimizin / sairlerimizin siirleri ile yayinevleri ekmek yemekteler hala. Bir bakima bu " nakarat " halinden siyrilmak ve yeni yetisen iyi siirler, romanlar vs..yazabilen sairler - yazarlar nedense nasibini alamamaktadirlar. Yayinevleri ve diger ilgili Kurumlar Türk Edebiyatinin zirvelerden dünyaya esin salan dönemlerine geri dönmesine yardimci olabilecek duyarli kurumlar olmalarini sürdürmeleri gerekir. Bana benim yazdigim siiri okutmalari gerekir! Yeni sairler okunmak icin ve Türk Siiri,ni yücelmek icin sabirla beklemekteler...

(1) Bölüm

Yakup icik


Posted: 12:04, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Önsöz-Sonsöz

♥ Önsöz-Sonsöz ♥

Yüzyillardir yazildi siirler,kalemlerin ucu bitmedi.
Duygular sayfalardan tasti,gözler irmak oldu akti,satir satir gam-keder-elem demlendi misralarda.
Sonra dizildi bir bir ask-sevgi-sefa ve mutluluk ama yinede dolduramadik gönlümüzdeki boslugu...

...Kimi zaman bir arkadas icin yazdik,kimi zaman bir güzel kiz icin ama yinede sevgidir dedik yazilanlar.
Biz gözüyasli yasadik sevgileri.
Mutluluklari cefaya gömüp,yalandan yasadik sefalari, ' kimseler mutlu oldugumuzu bilmedi.
Mutsuzlugumuzu umursamadi.
'Bizde kiyidan köseden aciyla karisik tatli yasamin ucundan tutup, yasiyor gibi yapip,sevmeyenleri sevip,sevilenlerle sevgileri yasadik...

"""arkadaslarim gerek dostlarim,
bana bunca yil hep sinir verdiler!
ama ben onlara,
icimden kosarak gelen neseyi verebildim."""

...Bir insanoglu,acisiyla-tatlisiyla sinir dolu bunca günleri sirf arkadas ve dostlarimiz icin sirtimizda tasiyoruz.
Cünkü bizlerin bir anlik mutlulugu ve nesesi,bizim icin aci günlerimizde bile en neseli,tatli günlerimiz oldugunu bilmesek bile mutlulugu ve neseyi birbirimize borcluyuz.
Cünkü;
diyemeyizki hic sevmedim,mutlulugu ve neseyi bulmadim...

....Yakup icik / almanya


Posted: 12:02, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Uzaktakiler!

Uzaktakiler!

Zaman icinde gurbet insani baskalastiriyor. Ham duygular özlem cenderesi icinde amansizca presleniyor. Maddi varlik sosyal yasami güzel ve anlamli kilsa da, bu varligin tek erisemiyecegi icten ice yigilmis özlemi, hasret gücüyle dindiremiyor...

Bazen uyanmak sevince dönüsse de pembe safaklari, beyin baska, kalp baska duygularla. Kizil aksamlarin görselligine ihtisamli gecelerin mor rengi eslik etse de, sevdiklerinin özlemleri beyinlerde ur gibi! Ulu orta keder yankilanir varliginin bir boslugunun bir yerlerinde. Vakitsiz günlerin imdadi olur ve moral verir sicim sicim gözyaslari kimi zaman...

Anne, Baba, Amca, Hala, Teyze, Dayi Akrabalar ve yakin akranlar bir cok es dost ve tanidiklar gecmisten dizilir filim seridine gözbebeklerindeki görüntüden önüne. iste o an gamli, ve kederden de öte duygular icinde sirilsiklam hüzün ruhunun derinliklerinde.
Simdi memlekette olmak vardi. Ansizin bir selami, icten bir gülücügü, nasilsin dostum demeyi cok özledim. Benim icin izine gitmek kederlerin bittigini müjdeleyen saatler olmustur hep. Sonra, sonra mi? ruhumun derinliklerine kadar sarilmis keder sisleri dagilinca, pembe düsler alemi gercege dönüsmüstür bu vakit.
Gurbette, hic bir sosyal eglence ya da etkinlik ruhumu tam acmamistir, es ve dostun göreceligi olmayinca. Mutluluk aile icinde güzel, lakin; tüm tutkularin dostluklarla da paylasilmasi daha da güzel. Bunun, sevinclerle anlam kazandigini gurbetin yalnizliginda yasayarak ögreniyorsun hüzünler icinde...

( 1 bölüm ) Melle/Almanya

Yakup ICIK


Posted: 12:00, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Altin Rengi Güz

Altin Rengi Güz!


Altin rengi son yaprakta düstü, hüzzamsi bir ahenk yankilanirken kalplerin ta iclerinde.

Güz rengi bütün renkler, en amansiz hüzünlerini salgiladi en ince kilcal damarlardan her zerreye. Sabahin cigli vakti gümüs rengiyle gözyasi olurken yanaklardan süzüldü damlaciklar gamzelere.
_Doganin nakarat halleri insanin gamli ve kederli gönlüne MIH gibi cakilmakta, cayir ve cimenlerin sarimtirak cigliklari iclerde yankilanmakta.
Kiyasiya gecistirilen bu evrim Yaradan,in muhtesem varligini dile getirirken, biz insanogluna altindan tepsi icinde gümüsten tasla sunulan hayatin en güzel örnegiydi.
_Bazen memleketimin dogasiyla hayallere dalarken, bir selale sesi ya da bozkirlarda meltemsi kokulara bürünmüs rüzgarin sesi ruhumda kopan amansiz firtinalari dindirmeye yetiyor.
Bütün bu güzelliklerin renklerinde gülüslerini ya da agitlarini idrak edemiyor olmamiz ruhumuza cöreklenen maddeden kaynaklaniyor olmasini algilayamiyoruz.
_Cevremizde bütün asklarin sevgilerle cogalmasi, ya da huzursuzluklarin artmasi yeterince kendi icimizdeki iradeyi denetleyemiyor olmamizdan kaynaklandigi süphe götürmez bir tespit degil mi? O halde, sonbaharin hüzünlü hali bizleri romantizmin derinlikleride de götürse kederlenmemeliyiz cünkü; gülücüklerimizin daimiyeti icin mevsimler kreaktiv(yaratici)dönüsümleri bosuna degil.
_Bir cok sair siirlerinde Nisan,i islemistir, Eylül,ü islemistir sitemli de olsa bütün aylarin ya da mevsimlerin Türk Edebiyatinda sarsilmaz yerleri var. Bir cok sarkilarda, romanlarda, siirlerde, filimlerde Güz(Sonbahar) ayricalikla islenmistir.
Kimi sonbahari anlatan yazilarda karamsarliklar da " sonbahar depresyona sebep oluyor" gibi islense uzmanlari dinleyim(okuyup) mevsimlere göre yasantimizi hazirlamaliyiz, mevsimlerin degisiklikleri insan metabilizmasinda olusan degisiklikleri de beraberinde getirdigi belli, bunun bilinciyle hareket etmek olusabilecek hastaliklari önleyecektir. Ilkbahar ve yaz nasil ruhunu dinlendiriyorsa, sonbahar ve kis aylari da öyle olmali, mevsimlerin kendi dönemlerinde olusan degisimlerinin güzelliklerini, bir cok dört mevsimi yasayamayan toplumlarin varligini da gözönüne alirsak yasiyor oldugumuz güzelliklerin varkinda olup hayati daha olumlu kilabiliriz. Mesela; siir okuyun, roman, dergi, gazete vs..cünkü bir cok SIKINTILARIN altinda madde yatsa da bu SIKINTILARI bilgi edinimi ile yok etmek mümkündür. Bir cok insan kimi zorluklari acisiyla tatlisiyla birbirimiz icin sirtimizda tasidigimizi bilmeliyiz, paylasmanin diger adidir " mutluluk "

Yakup Icik


Posted: 11:55, 2.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

Ayriligin Sonrasi

Ayriligin (Arefe) Sonrasi!

Image and video hosting by TinyPic

her sey güzel gidiyor derken sirilsiklam bir askin obsesyon bir hal aldigi metanet yüklü bedenin gözyaslari arefesinde, sessiz cigliklar yankilaniyordu ucsuz bucaksiz boslukarda.

kizil bir aksamin mor geceler olmayacagini ve mor geceler rengini pembe safaklara aksetmeyecegini bu askin nihayetine gemlemisti.

her yer bos ve los.

koyumavi karanliklar renginde aydinlanmayacak artik.

alabildigine zifirikaranlik.

sirrus bulutlari kadar zarif duran keyif ruhda artik kati mat bir halde!

hic bir seysiz anlasilabilen ask, anlasilmamazlikta karar kildi!

iki seven yürek ayrildi.

paramparca duygular, kendi yolunu bulmaya yönlenmis gelecege dogru ilerlerken, gecmis daima yanibasinda inceden inceye bir sizi aksediyor seven yürege, kimi zaman kendi kendine ayiliyor, kimi zaman da bir korna sesi ile ama, hep baygin halde bir beden tasiyordu artik.

her sey eskisi gibi degildi.

günler  bütün yasanmisliklari yirtarak-parcalayarak en güzel anilari hice sayarak dolu-dizgin hizla geciyordu.

daginik bir psikolojik bedenle ne kadar dayanilirdi ki unutmaya?

unutmak caremiydi?

verilen sözler geldikce akla, unutulmayacak bir askin varliginda iki seven kalp ayriliga karar kilmisti istemeyerek te olsa.

hayatin nakarat halleriydi bu degisim.

felegin amansiz kollarinda her sey "güllük gülüstanlik" düsüncesi, bu askin varliginda dile getirilmeliydi ve ona göre birlikteliklerin daimiyeti tartisilip göz önünde tutulmaliydi.

gec kalinmis bir ayriligi sorgulamak ya da yargilamak ne fayda getirebilir?

her askin tezgahinda daima cilenin dokunuyor olasiligini seven ve sevilen bilinc altina yerlestirilmeli.

her seyin bir gün gec olacaginin farkindaliginda karamsar duygular hakimiyetini ele alirken, geriye dönüs zor kilinir düsüncelerde.

yalnizliga mihlanan bir yüregi teselli etmek güc.

artik, umutsuz bakislarin düsüncelerinde olusacak tedirginliklere dur demek zor teselli adina, bu tedirginliklerden kaynaklanan kendine güven kayibi ve bu yüzden ihtimatsizliklarin basgöstermesi ile süphelerle basbasa kalmis bir seven yüregin ayrilik girdabinda kendini yiyip bitirmemesi elde degil cevresi ya da arkadasi/arkadaslari tarafindan motive edilmezse.

ruhen karanliklarda yasamak nasil isik göstermezse, bu karanligi metanetle yirtmali ve merhaba ile elveda arasinda olan bütün güzellikleri yeniden yakalama sansina ermeli. 

herkes mutlulugun kapisindan girdigini, acilarinsa ciktigi kapisinda anlar...

(bölüm 1)


Image and video hosting by TinyPicYakup ICIK

Posted: 09:55, 1.10.2009 by dichter
Yorumlar (0) | Add Comment | Link

<- Last Page | Next Page ->